Femur (uyluk kemiği), insan iskeletinde leğen kemiği ile diz eklemi arasında yer alan, vücudun en uzun, en hacimli ve basınca karşı en dayanıklı kemiğidir. Bacağın üst kısmındaki uyluk bölgesinin tek kemiği olarak bu alanın iskelet çatısını oluşturur.

Temel görevi, üst gövdenin ağırlığını alt ekstremitelere kusursuz bir şekilde aktarmaktır. Ayakta dik durabilmemizi sağlayan bu ana taşıyıcı sütun, hareket enerjisini yönlendirerek kinetik zincirin tam merkezinde konumlanır.

İnsan bedeninin yer çekimine karşı gösterdiği direncin ana kaynağı olan bu sağlam yapı çok geniş kas grupları için vazgeçilmez bir tutunma yüzeyi sağlar.

Yürüme, koşma ve sıçrama gibi tüm temel fiziksel aktiviteler, vücudun bu en güçlü dayanak noktasının sağladığı mekanik destekle gerçekleşir.

Femur (Uyluk Kemiği) Üst Kısmının Anatomik Yapısında Neler Bulunur?

Femur (uyluk kemiği) yapısının leğen kemiğine bağlanan üst bölümü oldukça detaylı bir mimariye sahiptir. Bu bölge; femur başı, femur boynu, büyük trokanter ve küçük trokanter adı verilen kemik çıkıntıları ile bu yapıları birbirine bağlayan alanlardan meydana gelir. Femur başı, pürüzsüz ve parlak bir kıkırdak tabakasıyla örtülü, neredeyse kusursuza yakın bir kürenin üçte ikisi formundadır. Bu küresel yapı leğen kemiğindeki yuvaya (asetabulum) sıkıca yerleşir. Merkeze yakın bir noktada ise, başı yuvaya bağlayan destekleyici bir bağın tutunduğu ufak bir çukur yer alır.

Femur boynu, bu küresel baş kısmını kemiğin ana gövdesine bağlayan piramit şeklindeki boyun yapısıdır. Kemiğin bu kısmı düz bir şekilde aşağı inmez; vücudun ağırlık merkezini dengeleyebilmek adına belirli açılarla eğimlenmiştir. Boyun kısmı, kemik gövdesiyle ortalama 125 ila 130 derece arasında bir eğim açısına sahiptir. Ayrıca yatay düzlemde de dizin baktığı yöne kıyasla hafifçe öne doğru dönüktür. Bu açılanmalar, insanın dik durabilmesini ve dengeli yürüyebilmesini sağlayan biyomekanik uyumun temel parçalarından biridir. Kemiğin iç dokusuna bakıldığında, yüklerin geçiş yollarına göre hizalanmış süngerimsi bir ağ yapısı göze çarpar. Trabeküler ağ olarak bilinen bu kemik dokusunun ortasında, yapısal olarak biraz daha zayıf kalan ve kemik erimesi gibi durumlarda kırılma riskinin en yüksek olduğu “Ward üçgeni” isimli bir bölge bulunur.

Femur (Uyluk Kemiği) Başının Kan Dolaşımı Neden Hayati Bir Önem Taşır?

Kemik dokusunun canlılığını koruması, sağlıklı bir kan akışının devamlılığına bağlıdır. Femur (uyluk kemiği) başının beslenmesi, tıbbi açıdan son derece hassas bir konudur. Bu bölgenin beslenmesi, uyluğun derin damarlarından ayrılan ve eklem kapsülünün hemen altından kemik boynuna doğru ilerleyen ince damar ağları (retinaküler damarlar) aracılığıyla gerçekleşir. Femur başının tepesindeki bağın içinden gelen damarın beslenmeye katkısı ise genellikle çok sınırlıdır.

Bu damar yapısının eklem kapsülü denilen kapalı bir alanın içinde ve kemik zarına benzeyen çok ince bir örtünün altında yer alması, bölgeyi dış etkenlere karşı oldukça savunmasız hale getirir. Kemikte bir yer değiştirme (deplasman) yaratacak kırıklar oluştuğunda, bu ince damarlar fiziksel olarak kopma riskiyle karşı karşıya kalır. Kırık uçları birbirinden uzaklaşmamış olsa bile, kemik içindeki kanamanın kapalı eklem boşluğunda birikmesi içerideki basıncı ciddi oranda yükseltir. Artan bu sıvı basıncı, incecik damarların ezilmesine ve kan akışının durmasına yol açabilir. Kan akışının kesilmesi, kemik dokusunun beslenemeyerek canlılığını yitirmesine zemin hazırlayabilen çok kritik bir faktördür.

Femur (Uyluk Kemiği) Gövdesi ve Kas Bağlantıları Hangi İşlevleri Üstlenir?

Kemiğin gövde kısmı olan diyafiz, üstteki boyun yapısının hemen altından başlayıp dize doğru genişleyen alt uca kadar uzanan silindir şeklinde, çok sert ve kalın bir yapıya sahiptir. Bu gövde düz bir boru gibi inmez; profilden bakıldığında fizyolojik bir uyum gereği öne doğru hafif bir yay çizer. Bu yaylanma, kemiğin esneklik kapasitesini artırarak ani yüklenmelerde kırılma riskini azaltmaya yardımcı olur.

Kemiğin arka yüzeyinde, yukarıdan aşağıya doğru uzanan ve “linea aspera” olarak isimlendirilen kalın, pürüzlü bir çıkıntı hattı bulunur. Vücudumuzdaki en geniş ve güçlü kas grupları bu hatta sağlam bir şekilde tutunur. Kemiğin sahip olduğu kalın tüp yapısı ve etrafını saran bu güçlü kas dokuları; koşma, zıplama veya ağırlık kaldırma gibi aktiviteler sırasında oluşan bükülme ve kendi etrafında burulma kuvvetlerine karşı oldukça yüksek bir direnç oluşturulmasını destekler.

Diz Eklemini Oluşturan Alt Femur (Uyluk Kemiği) Bölgesi Nasıl Bir Yapıya Sahiptir?

Aşağıya doğru inildikçe genişleyen femur (uyluk kemiği) alt ucu, diz ekleminin üst çatısını kuran yapıdır. Bu bölge, dış ve iç tarafta yer alan kondil adı verilen iki büyük yuvarlak çıkıntıdan oluşur. Bu çıkıntılar ön tarafta birleşerek diz kapağının (patella) yukarı aşağı hareket ederken üzerinde kaydığı pürüzsüz bir oluk yaratır. Arka kısımda ise derin bir çentikle birbirlerinden ayrılırlar.

İç tarafta yer alan çıkıntının, dıştakine oranla hafifçe daha uzun ve kavisli olması sayesinde bacaklarımız dümdüz bir sütun gibi inmek yerine diz bölgesinde içe doğru çok hafif bir açı yapar. Fizyolojik valgus olarak bilinen bu açı, yürüyüş dengemizin korunmasında büyük rol oynar. Bu alt bölgenin arka yüzeyine, bacağın arka baldır kasları güçlü bir şekilde bağlanır. Alt uçta bir kırık meydana geldiğinde, bu baldır kasları kırılan parçayı şiddetle geriye doğru çekerek dizin doğal yapısının bozulmasına ve bacağın geriye bükülmesine yol açabilen çekme kuvvetleri üretir.

Femur (Uyluk Kemiği) Yürürken ve Ayakta Dururken Yükleri Nasıl Dengeler?

Lokomosyon yani hareket yeteneğimiz sırasında femur (uyluk kemiği), gövdenin tüm ağırlığını leğen kemiğinden alıp ayak tabanlarına kadar sorunsuzca ileten ana taşıyıcı yoldur. Yürürken ya da koşarken yer çekimi ivmesini emerek vücut kütle merkezini dengede tutmaya yardımcı olur. Yürüme döngüsünde tek ayağımızın yere bastığı, diğerinin havada olduğu o kısa anlarda, uyluk kemiğinin boyun kısmı yana doğru uzanan bir kaldıraç kolu gibi çalışır.

Kalçanın dış kısmındaki güçlü kaslar bu kaldıraç koluna asılarak, havada kalan bacak tarafındaki leğen kemiğinin yere doğru düşmesini engeller. Bu eşsiz mekanizma sayesinde sağa sola yalpalamadan, düz bir çizgide dengeli bir yürüyüş gerçekleştirebiliriz. Ancak bu biyomekanik kaldıraç sistemi çalışırken, femur boynunun üst kısımlarında şiddetli bir gerilme (çekme), alt kısımlarında ise çok yoğun bir basma (sıkışma) stresi ortaya çıkar. Kemik dokusu yaşam boyunca bu mekanik streslere uyum sağlayarak kendini sürekli olarak yeniler.

Kırık Durumunda Kas Güçleri Femur (Uyluk Kemiği) Parçalarını Nasıl Etkiler?

Büyük travmalar sonucunda kemik bütünlüğü bozulduğunda, uyluk kemiğini bir zırh gibi saran o güçlü kas kitleleri bu kez iyileşmeyi zorlaştıran mekanik güçlere dönüşür. Kalça eklemine yakın bölgelerde oluşan kırıklarda, karın içinden gelip kasığa inen kaslar üstteki kemik parçasını öne doğru bükerken, kalça dışındaki kaslar bacağı dışarıya doğru açılmaya zorlar.

Kemiğin orta gövdesindeki kırıklarda ise bacağı içe çeken devasa kaslar, alt kırık parçasını yukarı ve içe doğru sürükleyerek bacakta gözle görülür bir kısalma ve eğilme yaratır. Dize yakın kırıklarda da uyluğun ön, arka ve baldır kasları eş zamanlı olarak kasılarak bacağı adeta iç içe geçen bir teleskop gibi kısaltmaya çalışır. Ortopedi alanındaki tedavilerin en büyük amaçlarından biri, kemik onarımını desteklerken aynı zamanda bu kontrolsüz kas güçlerini dengeleyerek kemiği doğal boyuna ve eksenine getirebilmektir.

İleri Yaşlarda ve Gençlerde Femur (Uyluk Kemiği) Boyun Kırıkları Nasıl Sınıflandırılır?

Travmanın şiddeti, hastanın kemik kalitesi ve biyolojik yaşı gibi faktörlere bağlı olarak femur (uyluk kemiği) patolojileri çok farklı şekillerde karşımıza çıkabilir. Femur boyun kırıkları, genellikle kemik erimesi (osteoporoz) bulunan ileri yaş grubunda ev içi basit tökezlemelerle; genç bireylerde ise trafik kazası, yüksekten düşme gibi çok yüksek enerjili travmalarla oluşur. Femur boynunun dış yüzeyinde, kırık iyileşmesini hızlandıran o zengin kanlı kemik zarı (periost) bulunmadığından, bu kırıkların doğal yollarla kendi kendine kaynama ihtimali nispeten daha düşüktür. Eklem içindeki sıvının pıhtıyı eritici özelliği ve damar yapısının hasar görmesi, kemikteki dolaşımın tamamen bozulmasına yol açabilir.

Tedavi yaklaşımlarını belirlerken tıp dünyasında ortak kabul gören sınıflama sistemlerinden yararlanılır. Garden sınıflaması, kemik uçlarının birbirinden ne kadar uzaklaştığını değerlendirir. Kırığın tam ayrışmadığı durumlardan, kemik uçlarının birbirini tamamen bıraktığı çok riskli durumlara kadar uzanan bir yelpaze sunar. Pauwels sınıflaması ise durumu biyomekanik ve fiziksel açılardan ele alır; kırık çizgisinin yatay zeminle oluşturduğu açı hesaplanır. Kırık çizgisi yataya yakınsa, vücut ağırlığı kemik uçlarını birbirine bastırarak iyileşmeyi destekler. Ancak kırık çizgisi çok dik (50 dereceden fazla) bir açıya sahipse, yük bindiğinde kemik uçları bir kaydıraktan kayar gibi birbirinden ayrılmaya (makaslama stresi) çalışır. Bu tür dik kırıkların kaynama riski oldukça yüksektir ve çok daha dikkatli bir fiksasyon gerektirir.

Femur (Uyluk Kemiği) Gövdesi ve Diz Çevresi Kırıklarında Hangi Sınıflandırmalar Kullanılır?

Kemiğin gövde kısmında meydana gelen kırıklar çoğunlukla yüksek enerji içerir. Burada Winquist-Hansen sistemi devreye girerek kemik uçlarının birbiriyle ne kadar temas ettiğini ve arada kopmuş bağımsız kemik parçaları olup olmadığını inceler. Kemik bütünlüğündeki parça sayısı ne kadar çoksa, kemiğin tek başına yük taşıma direnci o kadar azalır ve kullanılacak cerrahi malzemelerin destek yükü bir o kadar artar.

Diz eklemine komşu alt uç kırıklarında ise AO/OTA adı verilen uluslararası bir sistem rehber alınır. Bu sistem kırıkları; eklem yüzeyine ulaşmayan dış kırıklar, eklem kıkırdağının sadece bir kısmını ilgilendiren parsiyel kırıklar ve eklem yüzeyinin gövdeden tamamen ayrıldığı kompleks kırıklar olarak gruplar. Ayrıca bu bölgede gözden kaçmaya çok müsait olan ve diz kapağının arkasında gizlenen dikey Hoffa kırıkları mevcuttur. Bu nedenle eklem çevresi yaralanmalarda normal röntgenlerin yanı sıra üç boyutlu tarama yöntemlerinden sıklıkla faydalanılır. Eklem içine uzanan kırıklarda kıkırdak yapının çok ince bir titizlikle onarılması, ilerleyen yıllarda gelişebilecek kireçlenme (artroz) riskini azaltmak için büyük önem taşır.

Femur (Uyluk Kemiği) Başı Avasküler Nekrozu (Kemik Çürümesi) Nedir ve Nasıl İlerler?

Daha önce bahsettiğimiz hassas damar ağının tıkanması, zedelenmesi veya kan akışının yetersiz kalması durumunda, femur (uyluk kemiği) başındaki kemik iliği ve kemik hücreleri oksijensiz kalarak canlılıklarını yitirmeye başlar. Avasküler nekroz (halk arasındaki tabirle kemik çürümesi) olarak isimlendirilen bu süreç kemiğin yapısını içten içe zayıflatarak yük taşıma kapasitesini düşürür. Sürecin ilerleyişi tıp pratiğinde Steinberg ve Ficat-Arlet gibi evreleme sistemleriyle takip edilir.

Başlangıç evrelerinde kemikte sadece mikroskobik düzeyde bir ödem gelişir ve yapısal çökme henüz başlamamıştır; ancak ilerleyen evrelerde doku beslenemedikçe zayıflar. Kritik eşik aşıldığında, eklem kıkırdağının hemen altındaki kemik dokuda ince kırık hatları oluşmaya başlar. Bu durum son aşamalara doğru ilerledikçe femur başı küresel şeklini kaybedip düzleşerek içe çöker ve uyumlu olduğu yuvayı da bozarak tüm eklemde ciddi bir kireçlenmeye neden olabilir.

Bu rahatsızlıkta hastalarda görülebilecek belirtiler şunlardır:

  • Kasıklarda ağrı
  • Kalça hareketlerinde kısıtlılık
  • Yürüme zorluğu
  • Topallama

Protez Çevresi Kırıklar ve Çocukluk Dönemindeki Femur (Uyluk Kemiği) Hastalıkları Nelerdir?

Günümüzde kalça eklemi protezi ameliyatlarının oldukça yaygınlaşmasıyla birlikte kemik içine yerleştirilen bu protezlerin etrafında meydana gelen kırıklarla da sıkça karşılaşılmaktadır. Bu kırıklar Vancouver adı verilen bir sistemle incelenir. Değerlendirmede kırığın seviyesi, protez parçasının kemik içinde gevşeyip gevşemediği ve hastanın genel kemik yoğunluğu göz önüne alınır. Protez sağlamsa etrafı plaklarla desteklenebilir, ancak gevşeme varsa eski protezin çıkarılıp yeni yapıların eklenmesi gerekebilir.

Çocuk ve ergen grubunda ise gelişmekte olan büyüme plakları dış etkenlere çok daha duyarlıdır. Büyüme çağında, uyluk kemiği başının büyüme plağı üzerinden kayarak geriye doğru yer değiştirmesi olarak bilinen femur başı epifiz kayması görülebilir. Bebeklik döneminde ise eklem yuvası ile femur başı arasındaki gelişimin yetersiz kalması veya açıların uyumsuz olması nedeniyle kalça ekleminin yuvasından çıkmaya eğilimli olduğu durumlar ortaya çıkabilir.

Çocukluk döneminde kalça ve uyluk kemiğini ilgilendiren yaygın hastalıklar şunlardır:

  • Gelişimsel kalça displazisi
  • Femur başı epifiz kayması
  • Perthes hastalığı

Uyluk Kemiği (Femur) Hastalıklarının Tanısında Hangi Görüntüleme Yöntemleri Kullanılır?

Bir travma veya kalça ağrısı şikayeti ile karşılaşıldığında, tanı süreci yaralanmanın oluş şekli ve klinik muayene bulguları üzerinden başlatılır. Kalça veya gövde kırığı geliştiğinde, bahsettiğimiz güçlü kasların kemiği çekmesi nedeniyle bacak dışa doğru dönük durur ve sağlam bacağa kıyasla gözle görülür bir kısalık farkı ortaya çıkar. Ayrıca kanamaya bağlı olarak bölgede ciddi bir şişlik ve gerginlik oluşabilir. Çocuklarda kalça çıkığını kontrol etmek veya gençlerde eklem sıkışmasını saptamak için de özel bükme ve germe manevraları uygulanır.

Fiziksel muayenenin ardından, kemik ve eklem içindeki hasarın haritasını çıkarabilmek için ileri düzey teknolojik araçlara başvurulur. İlk adım genellikle uyluk, kalça ve diz bölgesini farklı açılardan gösteren röntgen çekimleridir. Ancak röntgenin yetersiz kaldığı ince ayrıntılarda daha gelişmiş sistemler devreye girer. Özellikle kanlanma bozukluğuna bağlı sorunların veya röntgende belirmeyen gizli stres kırıklarının yakalanmasında özel taramalar tercih edilir. İleri yaş grubunda ise tedavi öncesi kemiğin ne kadar zayıfladığını anlamak için farklı ölçümler yapılır.

Tanı sürecinde sıklıkla başvurulan tıbbi görüntüleme araçları şunlardır:

  • Direkt grafi
  • Bilgisayarlı tomografi
  • Manyetik rezonans
  • Kemik dansitometrisi

Femur (Uyluk Kemiği) Kırıklarını İyileştirmede Uygulanan Cerrahi Yöntemler Nelerdir?

Cerrahi tedavi kararları; bireyin biyolojik yaşı, genel sağlığı, aktivite beklentisi ve kırığın tipi göz önünde bulundurularak şekillenir. Modern ortopedik yaklaşımlar, vücudun kendi iyileşme potansiyeline zarar vermeden kemik bütünlüğünü sağlamaya odaklanır. Erişkin yaş grubundaki femur (uyluk kemiği) gövde kırıklarında, dünya çapında genel kabul gören yaklaşım kapalı yöntemle intramedüller çivi yerleştirilmesidir. Kırık bölgesi açılmadan, kemiğin tepe noktasından girilerek iliğin tam ortasına sağlam titanyum çiviler yerleştirilir. Bu sayede bölgedeki doğal kanlanma (kırık hematomu) zarar görmez ve vücudun doğal biyolojik kaynama mekanizması büyük ölçüde desteklenmiş olur.

Dize veya kalçaya çok yakın olan parçalı kırıklarda ise, kemiğin şekline birebir uyum sağlayan kilitli plaklar kullanılır. Minimal kesiler yardımıyla bu plaklar kasların altından tünel açılarak ilerletilir. Eklem yüzeyine uzanan ince kemik parçaları ise kıkırdağın altına gizlenecek özel basınç vidaları ile onarılarak eklem pürüzsüzlüğü hedeflenir. Genç erişkinlerde uyluk kemiği boynu kırıldığında temel prensip, kişinin kendi kemiğini kurtarmaktır. Çok acil şartlarda gerçekleştirilen bu ameliyatlarda kemik uçları bir araya getirilip kanüllü vidalar ile tespit edilerek, kemiğin beslenmesinin devam etmesi için uygun zemin hazırlanır.

Cerrahi tedavilerde kemik bütünlüğünü sağlamak için kullanılan temel materyaller şunlardır:

  • Titanyum intramedüller çiviler
  • Kilitli anatomik plaklar
  • Kanüllü vidalar
  • Dinamik kalça vidaları

Kalça Eklemini Korumaya Yönelik Femur (Uyluk Kemiği) Cerrahileri Nelerdir?

Eğer sorun bir travma kırığından ziyade eklem sıkışması, kıkırdak yırtığı veya erken dönem beslenme bozukluğu (avasküler nekroz) ise, protez aşamasına gelmeden eklemin kendi doğasını korumaya yönelik çeşitli prosedürler mevcuttur. Eklemi besleyen temel damarları tehlikeye atmadan ekleme ulaşmayı sağlayan güvenli cerrahi çıkık yöntemleri ile kemikteki fazla çıkıntılar törpülenebilir veya kıkırdak yırtıkları onarılabilir.

Genç hastalarda kemik çıkıntılarının tıraşlanması işlemi için eklem içine küçük kameralarla girilerek yapılan artroskopik müdahaleler de doku hasarını minimuma indirmeye yardımcı olur. Kemik çürümesinin çok erken evrelerinde, kemik içi basıncı düşürüp yeni kan damarlarının oluşumunu teşvik etmek adına kemik içine ince kanalların açıldığı çekirdek dekompresyon işlemleri uygulanabilir. Çocukluk çağı hastalıklarından kalan açı bozukluklarında ise kemiğin kontrollü şekilde kesilip doğru açılar verilerek yeniden birleştirildiği düzeltici osteotomiler tercih edilebilir.

Hangi Durumlarda Femur (Uyluk Kemiği) ve Kalça İçin Protez Cerrahisi Tercih Edilir?

Kırığın kendi kendine kaynama veya canlılığını sürdürme ihtimalinin kalmadığı çok parçalı durumlarda ya da kemik rezervi çok zayıflamış ileri yaş grubunda, hastayı yatağa bağımlı kalmaktan kurtarmak için eklem protezleri (artroplasti) gündeme gelir. İleri yaşlı, günlük hareketliliği kısıtlı ve osteoporozu olan bireylerin kalça kırıklarında sadece femur tarafının değiştirildiği, leğen kemiğindeki yuvaya müdahale edilmeyen yarım (hemiartroplasti) protezler değerlendirilebilir. Bu yaklaşımın temel avantajı, ameliyat süresinin kısa olması ve hastaya binen anestezi yükünün hafifletilmesidir.

Fiziksel olarak daha aktif olan yaşlı hastalarda, kemik çürümesi sonucunda kıkırdak yapısı tamamen çökmüş bireylerde veya çok şiddetli kireçlenmelerde ise tam (total) protezler uygulanır. Burada uyluk kemiği tarafına özel alaşımlı bir sap ve baş yerleştirilirken, leğen kemiğindeki yuva da pürüzsüz bir metal ve polietilen yüzeyle değiştirilir. Böylece ağrısız ve geniş hareket açıklığına sahip yeni bir eklem yapısı kurulması amaçlanır. Zamanla gevşeyen veya sorun yaratan eski protezlerin yerine daha gelişmiş ve uzun sistemlerin yerleştirildiği cerrahilere ise revizyon artroplastisi adı verilir.

Femur (Uyluk Kemiği) Ameliyatları Sonrasında İyileşme ve Yük Verme Süreci Nasıl İlerler?

Başarılı bir ortopedik cerrahinin uzun vadedeki sonuçları, ameliyat sonrası uygulanan rehabilitasyon ve kontrollü yük verme stratejilerine çok yakından bağlıdır. İntramedüller çivi gibi içeriden çok güçlü tespitlerin uygulandığı gövde kırıklarında, genellikle hastanın toleransına bağlı olarak kısa süre içinde ayağa yük vermesine müsaade edilebilir. Kemik uçlarına binen bu ölçülü yükler, vücudun iyileşme hücrelerini uyararak kemik kaynaması (kallus oluşumu) sürecini olumlu yönde destekler.

Ancak eklem yüzeyinin bir yapboz gibi milimetrik olarak birleştirildiği diz çevresi parçalı kırıklarında, kıkırdak onarımını korumak için belirli bir süre bacağa tam yük verilmesi kısıtlanabilir. Buna karşılık, diz ekleminde sertlik veya kireçlenme oluşmaması adına, ağırlık bindirilmeden yapılan pasif bükme egzersizlerine hemen başlanmasına özen gösterilir. Genç yaş kırıklarında ve özel düzeltici ameliyatlarda ise radyolojik iyileşme netleşene kadar koltuk değnekleriyle kontrollü bir süreç yürütülür. Yaşlı popülasyonda uygulanan protez cerrahilerinde temel amaç ameliyattan sonraki en kısa sürede hastayı ayağa kaldırarak tam yükle yürütmektir.

Ameliyat sonrası erken dönemde hastanın ayağa kalkamamasına bağlı olarak gelişebilecek olası riskler şunlardır:

  • Solunum yolu problemleri
  • Derin damar trombozları
  • Yatak bası yaraları
  • Hızlı kas erimesi
Güncellenme Tarihi: 03.10.2026

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Call Now Button