Diz hastalıkları ve ağrıları, eklem yapılarının zedelenmesi, kıkırdak aşınması veya bağ yaralanmaları sonucu gelişir. Günlük yaşamda sık kullanılan diz eklemi, travmalara ve dejeneratif hastalıklara karşı hassastır. Ağrı, hareket kısıtlılığı ve şişlik en sık belirtiler arasındadır.
Diz ağrısının nedenleri arasında menisküs yırtıkları, ön çapraz bağ yaralanmaları, kireçlenme ve romatizmal hastalıklar öne çıkar. Bu sorunlar hem sporcularda hem de ileri yaş bireylerde sık görülür. Erken tanı, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmada kritik bir rol oynar.
Diz hastalıklarının tanısında klinik muayene, röntgen, manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve ultrason gibi yöntemler kullanılır. Bu tetkikler eklem yapılarının ayrıntılı incelenmesini sağlar. Doğru tanı, uygun tedavi yönteminin seçilmesinde belirleyici olur.
Diz ağrılarının tedavisinde ilaçlar, fizik tedavi, eklem içi enjeksiyonlar ve cerrahi girişimler yer alır. Hafif ve orta düzey sorunlarda konservatif tedavi tercih edilirken, ileri derecede kıkırdak hasarı veya bağ kopmalarında artroskopi ya da protez cerrahisi uygulanabilir.
Yazı İçeriği
Diz Eklemi Nasıl Çalışır ve Hangi Yapılardan Oluşur?
Diz ekleminin gün boyu sorunsuz bir şekilde takılmadan ve ağrımadan çalışabilmesi, birçok farklı dokunun kusursuz bir uyum ve işbirliği içinde görevini yerine getirmesine bağlıdır. Bu eklem temel olarak uyluk kemiği, kaval kemiği ve diz kapağı kemiğinin bir araya gelmesiyle oluşur. Ancak bu kemiklerin birbirine sürtünmeden kayabilmesi için uçları, pürüzsüz, parlak ve ıslak bir buz pistine benzeyen kıkırdak dokusuyla kaplıdır. Kıkırdak sağlıklı olduğu sürece, dizdeki hareketler tamamen sessiz ve sürtünmesiz gerçekleşir.
Bu kemikleri bir arada tutan, dizin sağa sola yalpalamasını veya öne arkaya kaymasını engelleyen çok güçlü halatlar vardır. Bunlara bağ adı verilir. Dizin iç ve dış yanlarında bulunan yan bağlar ile eklemin tam merkezinde bir çarpı işareti gibi duran çapraz bağlar, bu stabiliteyi sağlar. Eklemin içinde yer alan ve menisküs adını verdiğimiz yapılar ise, uyluk ve kaval kemikleri arasındaki boşluğu dolduran, kauçuk kıvamında, C şeklinde yastıkçıklardır. Menisküsler tıpkı arabalardaki amortisörler gibi çalışarak, atılan her adımda veya yapılan her sıçramada ortaya çıkan şiddetli basıncı emer, dağıtır ve kıkırdakların ezilmesini önler.
Sistemin motor gücünü ise kaslar oluşturur. Uyluğun ön kısmında yer alan çok güçlü kuadriseps kasları ve arka kısımda yer alan hamstring kasları, dizin bükülüp açılmasını sağlarken aynı zamanda atılan her adımda ekleme binen yükün büyük bir kısmını üstlenerek kemiklerin ve kıkırdakların korunmasına yardımcı olur. Bu yapıların herhangi birinde meydana gelen zayıflık, yırtık veya aşınma, tüm sistemin dengesini bozarak ağrı ve hareket kısıtlılığı şeklinde karşımıza çıkar.
Diz Kireçlenmesi (Gonartroz) Nedir ve Nasıl Gelişir?
Halk arasında kireçlenme olarak bilinen gonartroz, aslında eklem içinde kireç birikmesi anlamına gelmez. Bu durum eklem yüzeyini kaplayan o parlak ve pürüzsüz kıkırdak dokusunun zaman içinde incelmesi, kuruması, çatlaması ve yavaş yavaş dökülerek altındaki çıplak kemiğin ortaya çıkması sürecidir. Kıkırdak zırhı ortadan kalktığında, yürürken veya hareket ederken kemikler doğrudan birbirine sürtünmeye başlar. Bu sürtünme son derece ağrılıdır ve vücut bu tahribata karşı kendini korumaya çalışırken eklem kenarlarında yeni, düzensiz kemik çıkıntıları oluşturur. İşte röntgenlerde görülen ve kireçlenme sanılan o çıkıntılar aslında bu yeni oluşan bozuk kemik yapılarıdır.
Kireçlenmenin gelişimi genellikle yıllar alan, yavaş ama sinsi bir süreçtir. İnsan ömrünün uzamasıyla birlikte yaşlanmaya bağlı doğal bir yıpranma süreci olarak ortaya çıkabileceği gibi, yaşam tarzı ve çevresel faktörler bu süreci inanılmaz derecede hızlandırabilir. Özellikle fazla kilo, diz kireçlenmesinin en büyük düşmanıdır. Alınan her bir fazla kilo, günlük yürüyüşler sırasında diz eklemine üç ila dört kilo, merdiven inip çıkarken ise yedi ila sekiz kilo ekstra yük olarak yansır. Bu sürekli ve ağır baskı, kıkırdağın çok daha hızlı tükenmesine yol açar. Ayrıca gençlik yıllarında geçirilmiş ağır spor yaralanmaları, tedavi edilmemiş menisküs yırtıkları, kopuk çapraz bağlarla uzun süre yaşamak veya bacak eğrilikleri gibi yapısal sorunlar, dizin biyomekanik dengesini bozduğu için erken yaşlarda şiddetli kireçlenmelere zemin hazırlar.
Diz Kireçlenmesi Belirtileri Nelerdir ve Teşhisi Nasıl Konur?
Kireçlenmenin ayak sesleri genellikle yavaş yavaş duyulur. Hastalar ilk başlarda sadece uzun yürüyüşlerden sonra veya günün yorgunluğuyla akşam saatlerinde dizlerinde hafif bir sızlama hissederler. Ancak süreç ilerledikçe, belirtiler çok daha belirgin ve günlük yaşamı zorlaştırıcı bir hale bürünür. Hastalığın en karakteristik özelliklerinden biri, sabahları yataktan kalkarken veya uzun süre aynı koltukta oturduktan sonra ayağa kalkmaya çalışırken hissedilen tutukluk ve sertlik hissidir. Kişi birkaç adım attıktan, yani eklemi tabiri caizse “ısıttıktan” sonra bu tutukluk yavaşça çözülür.
Kireçlenmenin günlük hayatta karşılaşılan en sık belirtileri şunlardır:
- Ağrı
- Sertlik
- Tutukluk
- Şişlik
- Gıcırdama
- Güçsüzlük
- Isı artışı
- Şekil bozukluğu
Teşhis aşamasında, hastanın anlattığı hikaye ve detaylı bir fizik muayene büyük önem taşır. Muayene sırasında dizin ne kadar bükülebildiği, eklem aralığında hassasiyet olup olmadığı ve kasların durumu kontrol edilir. Tanıyı kesinleştirmek ve hasarın derecesini görmek için ise en çok başvurulan yöntem hastanın ayakta durarak ağırlığını verdiği sırada çekilen röntgen filmleridir. Röntgen filmlerinde, kıkırdağın ne kadar inceldiğini gösteren eklem aralığındaki daralmalar ve kemik kenarlarındaki çıkıntılar net bir şekilde görülür ve buna göre bir yol haritası çizilir.
Diz Kireçlenmesi Tedavisinde Ameliyatsız Yöntemler Nelerdir?
Kireçlenme tedavisinde modern tıbbın ilk ve en önemli kuralı, süreci mümkün olan en erken aşamada yakalayıp, eklemin ömrünü uzatmaya yönelik koruyucu adımları atmaktır. Tedavi asla doğrudan ameliyatla başlamaz; her zaman hastanın kendi bedenine yapacağı yatırımlarla, yani yaşam tarzı değişiklikleriyle yola çıkılır. Bu aşamada en kritik müdahale kilo kontrolüdür. Vücut ağırlığında sağlanacak yüzde beşlik veya yüzde onluk bir azalma bile, hastanın diz ağrılarında mucizevi diyebileceğimiz düzeyde rahatlamalar sağlar.
Fiziksel aktivite ve doğru egzersiz, sanılanın aksine kireçlenmeyi artırmaz, tam tersine eklemi besler ve korur. Diz çevresindeki kaslar ne kadar güçlü olursa, yürürken kemiklere ve zayıflamış kıkırdağa o kadar az yük biner. Elbette bu egzersizler, dize darbe vuran veya aşırı zorlayan hareketler olmamalıdır. Eklemi koruyarak yapılabilecek en ideal aktiviteler, suyun kaldırma kuvvetinden faydalanılan ve ekleme sıfır darbe ileten yüzme veya su içi yürüyüşlerdir. Düz ve yumuşak zeminlerde yapılan tempolu yürüyüşler ile sabit bisiklet kullanımı da kasları güçlendirmek için mükemmel seçeneklerdir.
Günlük yaşamda uygulanabilecek bazı basit değişiklikler şunlardır:
- Kilo vermek
- Baston kullanmak
- Tabanlık takmak
- Dizlik kullanmak
- Asansör tercih etmek
- Çömelmekten kaçınmak
- Sıcak uygulamak
- Soğuk uygulamak
Ağrıların günlük hayatı zorlaştırdığı dönemlerde ise basit ağrı kesiciler, ödem dağıtıcı haplar veya mideye dokunmayan sürülebilir kremler devreye girer. Ancak bu ilaçlar hastalığı iyileştirmez, sadece şikayetleri baskılayarak hastanın rahatça egzersiz yapabilmesine ve günlük işlerini halledebilmesine olanak tanır.
Diz Kireçlenmesi İçin İğne Tedavileri Nelerdir?
Ağızdan alınan ilaçların yetersiz kaldığı, ağrının inatçı olduğu veya hastanın sistemik yan etkiler nedeniyle hap kullanmak istemediği durumlarda, doğrudan sorunun merkezine, yani diz ekleminin içine uygulanan iğne tedavileri son derece başarılı alternatifler sunar. Bu iğneler birbirinden farklı amaçlarla ve farklı içeriklerle yapılır.
En klasik yöntemlerden biri kortizon enjeksiyonlarıdır. Dizde aniden gelişen şiddetli bir iltihaplanma, şişlik ve dayanılmaz bir ağrı varsa, kortizon çok hızlı ve çok güçlü bir söndürücü görevi görür. Ancak kıkırdak dokusu üzerinde uzun vadeli olumsuz etkileri olabileceği için sık sık tekrarlanması tercih edilen bir yöntem değildir. Bir diğer yaygın seçenek ise halk arasında horoz ibiği veya eklem sıvısı olarak bilinen hyaluronik asit enjeksiyonlarıdır. Zamanla kuruyan ve kayganlığını yitiren diz ekleminin içine dışarıdan yoğun kıvamlı bir yağlayıcı madde verilmesi işlemidir. Tıpkı paslanmış ve gıcırdayan bir menteşeyi yağlamak gibi, eklemin içindeki sürtünmeyi azaltır, hareketi kolaylaştırır ve altı ay ile bir yıl arasında değişen sürelerle ciddi bir konfor sağlar.
Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz yenilikçi ve biyolojik tedaviler de kireçlenme yönetiminde önemli bir yer tutmaktadır. Hastanın kendi kanından hazırlanan PRP (trombositten zengin plazma) tedavisi, kandaki iyileştirici hücrelerin yoğunlaştırılarak hasarlı bölgeye verilmesi esasına dayanır. Kök hücre tedavileri ise genellikle karın bölgesindeki yağ dokusundan veya leğen kemiği iliğinden alınan hücrelerin işlenerek dize enjekte edilmesidir. Bu biyolojik yöntemler bitmiş bir kıkırdağı yeniden sıfırdan oluşturmasa da eklem içindeki yıkım sürecini yavaşlatır, mikroskobik düzeyde onarımı destekler ve protez ameliyatını uzun yıllar boyunca erteleyebilecek güçlü bir iyileşme ortamı yaratır.
Diz Kireçlenmesi İlerlediğinde Hangi Ameliyatlar Yapılır?
Tüm kilo verme çabalarına, düzenli egzersizlere, fizik tedavi seanslarına ve eklem içi iğnelere rağmen hastanın ağrıları dindirilemiyorsa, gece uykuları ağrıyla bölünüyorsa ve kişi sokağa çıkıp markete bile gidemeyecek hale geldiyse, artık cerrahi çözümleri konuşmanın vakti gelmiş demektir. Modern tıbbın sunduğu ortopedik ameliyatlar, kişiye özel olarak planlanır.
Eğer hasta nispeten gençse ve kireçlenme dizin sadece bir tarafını (genellikle iç kısmını) etkilemişse, bacakta da gözle görülür bir parantez bacak eğriliği oluşmuşsa kemik düzeltme ameliyatları (osteotomi) yapılır. Bu işlemde kemiğin açısı değiştirilerek, vücut ağırlığı kireçlenmiş ve aşınmış bölgeden alınıp, kıkırdağı tamamen sağlam olan diğer tarafa aktarılır. Bu sayede hastanın kendi doğal dizini kullanma süresi uzatılır. Kireçlenmenin yine sadece belli bir bölgeyle sınırlı olduğu durumlarda, yarım diz protezi (unikondiler protez) adı verilen daha küçük çaplı bir ameliyat tercih edilebilir. Bu yöntemde sadece hasarlı bölge ince bir metal ve plastikle kaplanır, dizin çapraz bağları ve sağlam kısımları tamamen korunur.
Ancak kıkırdak hasarı dizin tüm bölgelerine yayılmışsa, kemikler birbirine sürtüyorsa ve bacak şekli tamamen bozulmuşsa, altın standart tedavi tam (total) diz protezi ameliyatıdır. Bu ameliyatta bozulan eklem yüzeyleri milimetrik bir hassasiyetle tıraşlanarak çıkarılır ve kemiklerin üzeri vücutla tamamen uyumlu titanyum alaşımlı metaller ve arasına konulan yüksek dayanımlı özel plastiklerle yeniden kaplanır. Protez ameliyatlarının başarısında, ameliyathanedeki kusursuz işçilik kadar, ameliyat sonrası ertesi gün başlayan ve hastanın azmiyle yürütülen sıkı bir fizik tedavi süreci de hayati derecede önemlidir.
Menisküs Nedir ve Menisküs Yırtıkları Nasıl Oluşur?
Diz patolojileri denildiğinde akla ilk gelen kelimelerden biri şüphesiz menisküstür. Menisküsler, uyluk ve kaval kemikleri arasında yer alan, dizin her iki tarafında birer tane bulunan, yarım ay şeklindeki esnek kıkırdak yastıkçıklardır. En temel görevleri, vücut ağırlığının kemikler üzerinde tek bir noktada toplanmasını engellemek, yükü geniş bir yüzeye dağıtmak ve kemiklerin birbirine çarpmasını önlemektir.
Menisküs yırtıkları temel olarak iki farklı şekilde meydana gelir. Gençlerde, sporcularda veya aktif yaşam süren bireylerde genellikle ani bir ters hareket, dizin üzerinde dönme, aniden durma veya sıçrama sonrasında yere dengesiz düşme gibi durumlarla “travmatik” yırtıklar oluşur. Kişi yaralanma anında dizinin içinden bir kopma sesi duyabilir ve hemen ardından şiddetli ağrıyla birlikte dizde şişlik başlar. İleri yaşlardaki bireylerde ise durum çok daha farklıdır. Yıllar boyunca kullanılan menisküs dokusu zamanla esnekliğini, su içeriğini ve dayanıklılığını kaybeder. Kuruyan ve kırılganlaşan bu doku, namaz kılmak, yere çömelip kalkmak, merdiven çıkmak, hatta bazen sadece yürürken hafifçe tökezlemek gibi son derece basit günlük hareketlerde bile yırtılabilir. Bunlara da “dejeneratif” yani yıpranmaya bağlı yırtıklar adı verilir.
Menisküs Yırtıklarında Teşhis ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Menisküs yırtığı olan bir kişinin en belirgin şikayeti, dizin belli bir noktasında yoğunlaşan, hareketle artan ve bazen bacağı kıvırıp açarken içeride bir şeylerin sıkıştığı hissiyatını veren ağrıdır. Yırtılan ve serbest kalan menisküs parçası eklem aralığına sıkışırsa, diz aniden kilitlenebilir; kişi bacağını ne bükebilir ne de dümdüz yapabilir. Teşhis için doktorun elleriyle yapacağı detaylı bir muayene ve özel testler genellikle ilk ipuçlarını verir. Günümüzde Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme, yırtığın yerini, şeklini ve büyüklüğünü kesin olarak görmek için kullanılan en yaygın yöntemdir.
Tedavi kararı verilirken hastanın yaşı, yaşam tarzı, beklentileri ve yırtığın tipi göz önüne alınır. Özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan, kilitlenme yapmayan ve sadece yaşlanma sürecinin bir parçası olan dejeneratif yırtıklarda hemen ameliyata başvurulmaz. Bir süre istirahat, buz uygulaması, ağrı kesiciler ve en önemlisi bacak kaslarını güçlendiren egzersizlerle bu yırtıkların şikayet yaratmaz hale gelmesi sağlanabilir.
Ancak cerrahi müdahalenin zorunlu olduğu veya kuvvetle önerildiği durumlar da vardır. Ameliyat gerektiren başlıca durumlar şunlardır:
- Kilitlenme
- Takılma
- Boşa basma
- Hareket kısıtlılığı
- Sporcu beklentisi
- Kök kopması
Günümüzde menisküs cerrahisindeki temel felsefe, menisküsü korumak ve kurtarmak üzerine kuruludur. Geçmişte yırtık olan menisküs dokusu tamamen çıkarılırdı, ancak bu durumun çok kısa süre içinde dizde şiddetli kireçlenmeye yol açtığı kesin olarak anlaşılmıştır. Bu nedenle güncel uygulamalarda, özel kamera sistemleriyle dizin içine iki küçük delikten girilerek (artroskopi) yırtık olan kısımlar onarılmaya, özel dikiş materyalleriyle dikilmeye çalışılır. Sadece dikilemeyecek kadar parçalanmış ve artık dize zarar veren dokular çok dikkatli bir şekilde temizlenerek alınır.
Ön Çapraz Bağ (ÖÇB) Yaralanmaları Nasıl Anlaşılır ve Tedavi Edilir?
Dizin sabit kalmasını sağlayan en önemli güvenlik halatlarından biri ön çapraz bağdır. Kaval kemiğinin öne doğru kontrolsüz bir şekilde kaymasını engeller. Bu bağın kopması, genellikle dışarıdan bir darbe olmadan, kişinin kendi hareketi sırasında gerçekleşir. Ayak yere sabit basarken gövdenin aniden dönmesi, futbolda çalım atarken yapılan ani yön değiştirmeler veya kayak yaparken düşmeler en sık görülen yaralanma mekanizmalarıdır. Yaralanma anında kopma hissi, şiddetli bir ağrı ve dizin içine kanama olduğu için çok hızlı gelişen, gergin bir şişlik ortaya çıkar.
Şişlik birkaç hafta içinde azalıp ağrı hafiflediğinde, hastanın asıl şikayeti başlar. Bu şikayet, dizin altından kayıp gidecekmiş gibi olması, boşluğa basma hissi ve güvensizliktir (instabilite). Hasta düz yolda yürürken sorun yaşamayabilir, ancak merdiven inerken, hızlanmaya çalışırken veya aniden dönmesi gerektiğinde dizi onu taşımaz ve tekrar burkulur.
Gençlerde, aktif spor yapmak isteyenlerde veya günlük hayatta boşalma hissi yaşayanlarda ön çapraz bağ tedavisi çoğunlukla cerrahidir. Kopan bağ kendi kendine iyileşemediği veya uç uca dikilemediği için, hastanın kendi vücudunun başka bir yerinden (genellikle dizin arka kısmındaki kasların kirişlerinden) alınan yeni bir doku, özel tüneller ve vidalar kullanılarak eski bağın yerine yerleştirilir. Bu yeni yapılan bağın kemiğe kaynaması ve güçlenmesi uzun bir zaman alır. Bu nedenle ameliyat sonrasında aylarca süren, büyük bir sabır ve kararlılık gerektiren, aşamalı bir fizik tedavi programı uygulanması, tedavinin en az ameliyatın kendisi kadar önemli bir parçasıdır.
Arka Çapraz Bağ (AÇB) Kopması Durumunda Ne Yapılmalıdır?
Arka çapraz bağ, dizin tam merkezinde yer alan, ön çapraz bağa göre çok daha kalın, çok daha güçlü ve kopması çok daha zor olan bir yapıdır. Bu bağın kopabilmesi için dize çok şiddetli bir darbe gelmesi gerekir. En tipik yaralanma şekli, trafik kazalarında araç içinde oturan kişinin dizini torpidoya şiddetle çarpması veya motosikletten düşerken doğrudan bükülü dizin üzerine düşülmesidir.
Arka çapraz bağ yaralanmalarında durum ön çapraz bağdan biraz daha farklıdır. Dizin diğer yapıları sağlam kalmışsa ve sadece arka çapraz bağda kısmi bir yırtık veya tek başına bir kopukluk varsa, genellikle ilk seçenek ameliyat değildir. Dizi doğru pozisyonda tutan özel açılı dizlikler, uzun süreli istirahat ve sonrasında ön uyluk kaslarını devasa boyutlarda güçlendirmeyi hedefleyen yoğun bir fizik tedavi programı ile hastalar ameliyatsız olarak normal hayatlarına geri dönebilirler. Cerrahi rekonstrüksiyon, yani yeni bir bağ yapılması işlemi, daha çok arka çapraz bağla birlikte dizin diğer bağlarının da koptuğu, dizin birden fazla yöne doğru tamamen dengesizleştiği ağır çoklu yaralanmalarda tercih edilir.
Diz Önü Ağrısı (Patellofemoral Sendrom) Neden Olur ve Nasıl Geçer?
Özellikle genç yetişkinlerde, masa başı çalışanlarda, ofis ortamında uzun saatler geçirenlerde veya koşu, bisiklet gibi sporlara yeni başlayanlarda en sık rastlanan sorunların başında “Diz Önü Ağrısı” veya tıp dilindeki adıyla Patellofemoral Ağrı Sendromu gelir. Bu rahatsızlıkta genellikle dizin içinde yırtık bir menisküs veya kopuk bir bağ yoktur, kıkırdaklar sağlamdır. Asıl sorun mekaniktir. Diz kapağı kemiği, bacak bükülüp açıldıkça uyluk kemiğinin önündeki özel bir oluğun içinde bir trenin raylarda ilerlediği gibi pürüzsüzce kaymalıdır. Ancak bacak kaslarındaki güç dengesizlikleri, dizin dış yanındaki dokuların çok gergin olması, taban düşüklüğü veya doğuştan gelen kemik açı farklılıkları nedeniyle bu diz kapağı raydan çıkarak kenarlara sürtünmeye başlar.
Bu sürtünme zamanla diz kapağının altında sızlayıcı, künt ve insanı huzursuz eden bir ağrıya dönüşür. Hastalar özellikle sinema, tiyatro, uçak yolculuğu gibi uzun süre dizleri bükülü ve hareketsiz oturduktan sonra ayağa ilk kalktıklarında şiddetli bir ağrı hissederler.
Diz önü ağrısını tetikleyen eylemler şunlardır:
- Merdiven çıkmak
- Merdiven inmek
- Çömelmek
- Diz çökmek
- Yokuş inmek
- Uzun oturmak
Bu sendromun tedavisi çok büyük oranda ameliyatsız yöntemlerle, yani sabırlı bir fizyoterapi ve egzersiz programıyla yapılır. Tedavinin asıl amacı, diz kapağını tekrar doğru rotasına oturtmaktır. Bunun için dizin iç kısmındaki kaslar özel egzersizlerle kuvvetlendirilirken, dış kısmındaki gergin dokular esnetilir. Sadece diz kasları değil kalça ve bel bölgesindeki kasların da güçlendirilmesi bacak dizilimini düzelteceği için ağrının giderilmesinde çok etkilidir. Özel bantlama teknikleri ve doğru ayakkabı seçimi de bu mekanik düzelmeye yardımcı olur. Ameliyat, yalnızca aylar süren kesintisiz fizik tedaviye rağmen hiçbir şekilde iyileşme göstermeyen ve diz kapağının yapısal olarak tamamen yerinden çıkma eğiliminde olduğu çok nadir vakalarda başvurulan son seçenektir.
Diz Sağlığını Korumak İçin Günlük Yaşamda Neler Yapılmalıdır?
Diz eklemi patolojilerinin tedavisinde modern tıp çok gelişmiş cerrahi teknikler, biyolojik iğneler ve harika protez seçenekleri sunsa da en iyi tedavi yöntemi hastalanmadan önce alınacak koruyucu önlemlerdir. İnsanın kendi orijinal eklemi, dünyadaki hiçbir teknolojik veya yapay materyalle kıyaslanamaz. Bu nedenle dizlerimizin kıymetini bilmek, onlara uzun yıllar sorunsuz hizmet edebilmeleri için iyi bakmak zorundayız.
Dizleri korumanın ilk ve tartışmasız en önemli kuralı, ideal vücut ağırlığını korumaktır. Kilo kontrolü sağlamak, kıkırdaklara yapılacak en büyük iyiliktir. İkinci kural ise hareketsiz kalmamaktır. “Dizim aşınmasın diye az hareket edeyim” düşüncesi kesinlikle yanlıştır. Eklemler hareket ettikçe, eklem sıvısı üretilir ve kıkırdaklar beslenir. Kaslar çalıştıkça güçlenir ve kemiklere binen yükü hafifletir. Ancak bu hareketler, dize sürekli darbe vuran sert zeminlerde koşmak veya ağır kilolarla dengesiz çömelmeler yapmak şeklinde olmamalıdır. Eklemleri koruyan, yumuşak, düzenli ve sürekli aktiviteler yaşam tarzı haline getirilmelidir. Ayrıca beslenmede kalsiyum, D vitamini, kolajen ve omega-3 açısından zengin gıdalar tüketmek, eklem bütünlüğünü içeriden destekleyen önemli alışkanlıklardır.
Diz sağlığını destekleyen temel unsurlar şunlardır:
- Egzersiz
- Yüzme
- İdeal kilo
- Doğru ayakkabı
- Sağlıklı beslenme
- Yeterli su
Sıkça Sorulan Sorular
Diz protezi ameliyatı ne kadar sürer?
Diz protezi ameliyatı genellikle 1,5–2 saat sürer. Ameliyat sonrası hastanede kalış süresi ortalama 3–5 gün olup, tam iyileşme ve günlük aktivitelere dönüş süreci genellikle 6–12 hafta arasında değişir.
Diz protezi ameliyatı için hangi doktor veya bölüme gidilir?
Diz protezi ameliyatı için başvurulması gereken bölüm Ortopedi ve Travmatoloji’dir. Ortopedi uzmanları, hastanın ağrı düzeyi ve fonksiyon kaybına göre total veya kısmi diz protezi seçeneklerini değerlendirir.

