Meniskopati, diz ekleminde yastıkçık görevi gören menisküs dokusunun yaşlanma ve mekanik stresler nedeniyle yıpranarak yapısal bütünlüğünü kaybetmesidir. Bu rahatsızlık, ani travmalarla oluşan yırtıklardan farklı olarak zamanla ilerleyen kronik bir süreçtir.
Temel nedenleri arasında ilerleyen yaş, bacak dizilim bozuklukları ve fazla kilo bulunur. Dizde sinsi başlayan ağrı, merdiven inip çıkarken zorlanma, eklemde takılma ve şişlik en sık karşılaşılan belirtilerdir.
Tedavi yolları yıpranmanın seviyesine göre kişiye özel planlanır. Birçok hastada kilo kontrolü, kas güçlendirme egzersizleri ve eklem içi biyolojik enjeksiyonlar gibi ameliyatsız koruyucu yöntemler başarılı sonuçlar verir.
İleri evre lezyonlarda veya mekanik kilitlenmelerde ise dokuyu korumayı hedefleyen kapalı artroskopik cerrahiler devreye girer. Diz kireçlenmesini önlemek için Ortopedi uzmanı eşliğinde erken tanı koymak oldukça önemlidir.
Yazı İçeriği
Meniskopati Nedir ve Akut Menisküs Yırtıklarından Farkı Nelerdir?
Halk arasında dizde gelişen her türlü menisküs sorunu genellikle aynı kefeye konulsa da meniskopati kavramı çok daha özel ve zamana yayılan bir yıpranma sürecini anlatır. Genç yaşlarda, özellikle halı saha maçları veya kayak gibi spor aktiviteleri sırasında ayağın yerde sabit kalıp dizin aniden dönmesiyle oluşan yaralanmalar akut travmatik yırtıklardır. Bu tür durumlarda menisküs dokusu aslında son derece sağlıklıdır ancak üzerine binen şiddetli kuvvete dayanamayarak yırtılır. Meniskopati ise dokunun kendi iç yapısında başlayan, yıllar boyu süren mikroskobik düzeydeki hücresel yaşlanmanın ve esneklik kaybının bir sonucudur. Sağlam bir kumaşın sert bir darbeyle yırtılması akut yaralanmayı temsil ederken, yıllarca kullanılan bir kumaşın liflerinin incelip kendiliğinden tiftiklenmesi meniskopati tablosunu tarif eder.
Geçmiş dönemlerde menisküs dokusu, ağrı yaptığında kolayca çıkarılıp atılabilecek işlevsiz bir parça gibi değerlendirilmekteydi. Ancak günümüz Ortopedi ve Travmatoloji pratiğinde menisküsün, diz eklemini erken yaşta gelişebilecek kireçlenmeden yani gonartrozdan koruyan hayati bir organ olduğu bilinmektedir. Yıpranma temelli meniskopati ile ani gelişen travmatik yırtıklar arasındaki bu ayrım, uygulanacak tedavi planını doğrudan şekillendirir.
Akut travmatik yırtıklar ile kronik meniskopati arasındaki temel farklar şunlardır:
- Yaralanmanın ortaya çıkış hızı
- Dokunun mevcut hücresel kalitesi
- Hastanın bulunduğu yaş grubu
- Kendi kendine biyolojik iyileşme potansiyeli
- Eşlik eden kıkırdak hasarı durumu
- Tercih edilen cerrahi veya ameliyatsız yöntemler
Meniskopati Gelişiminde Menisküs Anatomisi Nasıl Bir Rol Oynar?
Diz eklemi, vücudun en uzun kemikleri olan uyluk kemiği ile kaval kemiğinin karşı karşıya geldiği, gün boyu yüksek yüklerin taşındığı hareketli bir yapıdır. Yuvarlak hatlara sahip uyluk kemiğinin alt ucu ile düz bir tepsiye benzeyen kaval kemiğinin üst yüzeyi arasında doğal bir şekil uyumsuzluğu bulunur. Menisküsler, bu iki kemik arasına yerleşmiş, yukarıdan bakıldığında hilal, enine kesildiğinde ise üçgen şeklinde görünen özel fibrokıkırdak yastıkçıklardır. Bu esnek yastıkçıkların yaklaşık yüzde 70’ini su, kuru ağırlığının ise yüzde 75’inden fazlasını dokuya çekme direnci kazandıran Tip I kollajen lifleri oluşturur. Geriye kalan kısımda ise suyu sünger gibi hapsederek yaylanma kabiliyeti sağlayan proteoglikanlar ve glikoproteinler yer alır.
Her dizde bir iç yani mediyal, bir de dış yani lateral olmak üzere iki adet menisküs yer alır. İç menisküs yaklaşık 3,5 santimetre çapında, belirgin bir C harfi görünümündedir ve iç taraftaki kemik yüzeyinin yaklaşık yüzde 60’ını örter. Eklem kapsülüne ve dizin iç yan bağına çok sıkı bir şekilde tutunduğu için hareket kabiliyeti oldukça sınırlıdır. Diz büküldüğünde veya döndüğünde kemikler arasında rahatça kayıp kaçamadığı için, iç menisküs sıkışmaya ve meniskopati gelişimine çok daha açıktır. Dış menisküs ise daha dairesel bir yapıdadır, kemik yüzeyinin yüzde 60 ila 80’ini kaplar ve arka kısmından geçen popliteus tendonu sayesinde kapsüle tam yapışık değildir. Bu esneklik ve hareketlilik, dış menisküsü ezici kuvvetlere karşı daha dirençli kılar.
Menisküs dokusunun diz ekleminde üstlendiği başlıca görevler şunlardır:
- Kemik yüzeyleri arasındaki şekil uyumunu artırma
- Dikey vücut yüklerini çevresel olarak dağıtma
- Eklem kıkırdakları arasındaki temas basıncını azaltma
- Diz ekleminin genel stabilitesine destek olma
- Eklem içi kayganlaştırıcı sıvının dağılımını kolaylaştırma
- Beyne eklem konumu hakkında derin duyu sinyalleri gönderme
Menisküslerin dikey yükleri çevresel gerilime dönüştürme yeteneği, ortopedik biyomekanikte çember gerilimi yani hoop stress olarak adlandırılır. İnsan yürüdüğünde veya merdiven çıktığında dize binen dikey ağırlık, üçgen yapılı menisküsü dışa doğru itmek ister. Ancak menisküs ön ve arka uçlarından kemiğe sıkıca demirlendiği için bu kuvvet dairesel lifler boyunca dağıtılarak sönümlenir ve kıkırdaklar arasındaki temas basıncı yüzde 50 ila 70 oranında azaltılır. Ayrıca menisküsün boynuzlarında ve dış kısımlarında bulunan Ruffini, Pacini ve Golgi tendon organı benzeri sinir uçları, dizin açısını ve yükünü beyne bildirerek kasların refleks olarak eklemi korumasını sağlar.
Meniskopati İyileşmesini Etkileyen Kanlanma Bölgeleri Nelerdir?
Vücuttaki herhangi bir dokunun hasar gördüğünde onarılabilmesi veya atılan cerrahi dikişlerin kaynayabilmesi için o bölgeye yeterli kan akışının ulaşması gerekir. Menisküs dokusu, damarlanma açısından oldukça sınırlı ve özel bir yapıya sahiptir. Dış kenardan eklemin merkezine doğru ilerledikçe kılcal damar ağı hızla azalır. Bu durum meniskopati veya yırtık geliştiğinde dokunun neden kendi kendine kolayca iyileşemediğini açıklar.
Ortopedi ve Travmatoloji pratiğinde menisküsün kanlanma bölgeleri şunlardır:
- Kırmızı-kırmızı zon
- Kırmızı-beyaz zon
- Beyaz-beyaz zon
En dışta yer alan ve eklem kapsülüne komşu olan 3 milimetrelik şerit, kırmızı-kırmızı zon olarak isimlendirilir. Diz atardamarlarından gelen kılcal damar ağı bu bölgeyi doğrudan beslediği için iyileşme potansiyeli oldukça yüksektir ve buradaki yırtıklarda temel yaklaşım artroskopik dikiş ile biyolojik tamirdir. Dış kenardan içeriye doğru 3 ile 5 milimetre arasındaki geçiş kuşağı ise kırmızı-beyaz zondur; burada kılcal damarların uçları sonlanır ve beslenme kısmen eklem sıvısının difüzyonuyla desteklenir. Orta düzeyde bir iyileşme kapasitesi barındırdığı için kanlanmayı uyarıcı işlemlerle dikiş veya sınırlı temizleme yöntemleri değerlendirilir. Merkezde kalan ve 5 milimetreden daha içeride bulunan beyaz-beyaz zon ise tamamen damarsızdır. Yalnızca eklem içi sıvısının hareket sırasında dokuya sızmasıyla beslenen bu bölgenin biyolojik kaynama şansı bulunmadığından, tedavide ameliyatsız takip veya takılma yapan serbest uçların seçici olarak temizlenmesi yoluna gidilir.
Meniskopati Neden Olur ve Risk Faktörleri Nelerdir?
Meniskopati gelişiminin temelinde, yıllar içinde menisküsün mikroskobik mimarisinde sessizce ilerleyen matriks yıkımı ve hücresel yaşlanma süreci yatar. Yaş ilerledikçe dokunun su tutma kapasitesi düşer, suyu hapseden proteoglikan yoğunluğu azalır ve kollajen lif demetleri arasında mikroskobik ayrışmalar başlar. Su içeriğini ve lif bütünlüğünü kaybeden menisküs, esnekliğini yitirerek daha sert ve kırılgan bir hale gelir. Bu yapısal zayıflama sonucunda doku, günlük sıradan yürüme veya merdiven inme gibi fizyolojik yüklere dahi esnek yanıt veremez. Özellikle 50 yaşın üzerindeki bireylerde menisküsün kanlanan dış alanı dokunun yalnızca yüzde 10 ila 33’lük bir kısmına kadar geriler ve bu durum günlük mikrotravmaların onarılma şansını büyük ölçüde ortadan kaldırır.
Meniskopati oluşumuna zemin hazırlayan başlıca risk faktörleri aşağıdaki gibidir:
- İlerleyen yaşa bağlı hücresel yıpranma
- Menisküs dokusundaki damarsal gerileme
- Bacaklarda varus yani O bacak dizilimi
- Bacaklarda valgus yani X bacak dizilimi
- Tedavi edilmemiş kronik ön çapraz bağ yetmezliği
- Yüksek vücut kitle indeksi ve fazla kilo
- Uzun süre çömelerek çalışmayı gerektiren meslekler
- Eşlik eden erken veya ileri evre diz kireçlenmesi
Bacaklardaki mekanik aks bozuklukları yıpranmanın yerini doğrudan belirler. Halk arasında O bacak olarak bilinen varus diziliminde vücut ağırlığı dizin iç kısmına kayar ve iç menisküsün arka boynuzunda dejenerasyonu hızlandırır. X bacak olarak bilinen valgus diziliminde ise yük dış kompartmana binerek dış menisküsü yıpratır. Benzer şekilde geçmişte kopmuş ve tedavi edilmemiş bir ön çapraz bağ varlığında, kaval kemiği her adımda öne doğru anormal bir kayma hareketi yapar. Bu durum özellikle iç menisküsün arka boynuzuna sürekli makaslama kuvveti uygulayarak ikincil meniskopatiye yol açar.
Fazla kilo ise dizi hem mekanik hem de biyokimyasal olarak yorar. Artan vücut ağırlığı ekleme binen sıkıştırma kuvvetlerini katlarken, yağ dokusundan salgılanan sistemik proinflamatuar sitokinler eklem sıvısına geçerek menisküs ve kıkırdak matriksinde enzimatik yıkımı hızlandırır. Ayrıca meniskopati ile diz osteoartriti arasında çift yönlü bir etkileşim vardır; menisküs yıprandıkça kıkırdak kaybı hızlanır, kıkırdak yıkımı ilerledikçe de eklem içi biyomekanik bozularak meniskopatiyi derinleştirir.
Meniskopati Belirtileri Nelerdir ve Nasıl Anlaşılır?
Dejeneratif meniskopati olguları, gençlerdeki akut yırtıklardan farklı olarak genellikle belirgin bir düşme veya burkulma öyküsü olmadan, sinsi başlayan ve haftalar ya da aylar içinde dalgalanarak artan yakınmalarla Ortopedi ve Travmatoloji polikliniklerine başvurur. Ağrı çoğunlukla dizin iç veya dış yanındaki eklem çizgisinde hissedilir. Düz yolda yapılan kısa yürüyüşlerde pek rahatsızlık vermeyen bu durum dize bükülme açısıyla birlikte yük binen hareketlerde belirginleşir.
Hastaların günlük yaşamda en sık karşılaştığı meniskopati belirtileri şunlardır:
- Diz eklem hattında odaklanan sinsi ağrı
- Merdiven inip çıkarken zorlanma ve sızlama
- Çömelip kalkma sırasında keskinleşen batma hissi
- Diz içinde aralıklı takılma ve atlama duyusu
- Tekrarlayan eklem içi sıvı artışı ve şişlik
- Eklemden gelen sürtünme veya tıkırtı sesleri
- Yürürken dizde aniden gelişen boşalma hissi
- Uzun süre oturduktan sonra ilk adımlarda tutukluk
Akut kova sapı yırtıklarında görülen ve dizin belirli bir açıda tamamen kilitlenip kalmasına yol açan tam mekanik blokaj, dejeneratif meniskopatilerde daha nadir görülür. Bunun yerine, yıpranan menisküsten ayrılan küçük ve dengesiz doku parçacıklarının yani fleplerin eklem arasına girip çıkmasına bağlı aralıklı takılma hissi ön plandadır. Yıpranan dokunun eklem zarını tahriş etmesiyle dönem dönem şişlik ve dolgunluk atakları yaşanır. Ayrıca menisküs içindeki derin duyu alıcılarının hasar görmesi beyne giden denge sinyallerini zayıflattığı için, hastalar özellikle merdiven inerken dizlerinde bir güvensizlik ve boşalma hissi tarif ederler.
Meniskopati Tanısı İçin Fizik Muayenede Hangi Testler Yapılır?
Doğru bir tedavi planlaması için Ortopedi ve Travmatoloji uzmanının gerçekleştireceği kapsamlı fizik muayene büyük önem taşır. Muayene sırasında dizin şişlik durumu hareket açıklığı sınırları ve bacak dizilimi dikkatle incelenir. Eklem çizgisinde saptanan hassasiyet veya özel manevralarda ortaya çıkan ses ve ağrı bulguları menisküs hasarına işaret ederken, benzer ağrılara yol açabilen diz kireçlenmesi, dizin iç-alt kısmındaki tendon kesesi iltihabı yani pes anserinus bursiti ve kıkırdak-kemik lezyonları ayırıcı tanıda mutlaka göz önünde bulundurulur.
Ortopedik muayene esnasında meniskopatiyi değerlendirmek için uygulanan başlıca klinik testler şunlardır:
- Eklem hattı hassasiyeti palpasyonu
- McMurray testi
- Apley kompresyon testi
- Thessaly dinamik yüklenme testi
- Eklem hareket açıklığı kontrolü
- Diz içi efüzyon ve şişlik muayenesi
Eklem hattı hassasiyeti muayenesinde, diz hafif bükülü haldeyken uyluk ve kaval kemiği arasındaki eklem çizgisi parmak ucuyla boydan boya yoklanır; tarama duyarlılığı oldukça yüksek olan bir ilk basamak bulgusudur. McMurray testinde ise hasta sırtüstü yatarken dizi bükülüp açılır ve bu esnada bacağa içe ve dışa dönme hareketi yaptırılır. Bu testin iç menisküs için duyarlılığı yüzde 48, özgüllüğü yüzde 94; dış menisküs için duyarlılığı yüzde 65, özgüllüğü ise yüzde 86 düzeyindedir ve parmak altında hissedilen klik sesi yüksek doğrulukla hasarı gösterir.
Apley kompresyon testinde hasta yüzüstü yatarken dizi 90 derece bükülür ve topuktan aşağıya doğru dikey yük uygulanarak bacak döndürülür; yüzde 16 ila 41 arasındaki düşük duyarlılığına karşın yüzde 80 ila 93 gibi yüksek bir özgüllüğe sahip olduğundan tanıyı doğrulamakta kullanılır. Thessaly testinde ise hasta tek ayak üzerinde durup dizini 5 ve 20 derece kırarak gövdesini sağa sola çevirir. Bu dinamik test, gerçek hayattaki yüklenme şartlarını taklit ederek yırtık semptomlarını provoke etmede güçlü bir tanısal değer sunar.
Meniskopati Evreleri Manyetik Rezonans Görüntülemede Nasıl Görünür?
Meniskopati şüphesi bulunan hastalarda radyolojik değerlendirme, öncelikle hastanın ayakta basarak çektirdiği iki yönlü diz röntgenleriyle başlar. Röntgen filmleri bacaklardaki eğrilikleri, kemik kenarlarındaki kireçlenme çıkıntılarını yani osteofitleri ve eklem aralığındaki daralmayı gösterir. Kıkırdak ve menisküs gibi yumuşak dokuların iç yapısını aydınlatmada en değerli yöntem ise yüksek çözünürlüklü Manyetik Rezonans Görüntülemedir. MRG, menisküs içindeki sinyal değişikliklerini ve dokunun morfolojik haritasını çıkararak tedavinin ameliyatsız mı yoksa cerrahi mi olacağını belirlemede rehberlik eder.
Radyolojik incelemede Stoller sınıflamasına göre belirlenen meniskopati evreleri şunlardır:
- Evre 1 noktasal sinyal artışı
- Evre 2 çizgisel sinyal artışı
- Evre 3 eklem yüzeyine açılan yırtık
- Evre 4 kompleks ve parçalı yırtık
Evre 1 meniskopatide, MR görüntülerinde menisküs dokusunun içinde sınırlı kalan ve eklem yüzeyine ulaşmayan noktasal sinyal artışları izlenir. Bu durum doku içinde erken evre mukoid yıpranmayı gösterir, mekanik bir yırtık değildir ve kesinlikle ameliyat gerektirmez. Evre 2 meniskopatide, dış kapsülden menisküs içine doğru uzanan ancak yine alt veya üst eklem yüzeyine açılmayan çizgisel sinyaller mevcuttur. Lif ayrışmasının biraz daha ilerlediğini gösteren bu tablo da tam kat bir yırtık değildir; ameliyatsız yöntemler ve egzersizlerle takip edilir.
Evre 3 meniskopati, yüksek sinyal artışının menisküsün en az bir eklem yüzeyine ulaştığı gerçek mekanik yırtıkları ifade eder. Eğer hastanın muayene bulguları ve mekanik şikayetleri bu görüntüyle örtüşüyorsa artroskopik cerrahi seçenekler gündeme gelir. Evre 4 meniskopati ise her iki eklem yüzeyine birden açılan, dokuda şekil bozukluğu ve parçalanma yaratan, çoklu doku fleplerine sahip dengesiz yırtıklardır ve mekanik yakınmalar eşliğinde cerrahi müdahale gerektirir. Radyolojik değerlendirmede yanılmamak adına, sinyal artışının en az iki ardışık MR kesitinde eklem yüzeyine uzandığının görülmesi gerekir; çünkü tek kesitte izlenen temasların artroskopide gerçek yırtık çıkma güvenilirliği yüzde 55’in altındadır.
Meniskopati Sürecinde Menisküs Kök Yırtığı ve Ekstrüzyon Ne Anlama Gelir?
MR incelemesi değerlendirilirken Ortopedi ve Travmatoloji uzmanının özellikle dikkat ettiği iki kritik tablo menisküs ekstrüzyonu ve menisküs kök yırtıklarıdır. Önden arkaya alınan koronal MR kesitlerinde menisküs dokusunun kaval kemiği platosunun kenarından 3 milimetre ve üzerinde dışarıya doğru taşması ekstrüzyon olarak adlandırılır. Normalde iki kemik arasında durması gereken yastıkçığın eklem dışına doğru kayması, dokunun dikey yük taşıma kabiliyetini yitirdiğinin önemli bir göstergesidir.
Menisküs arka kök yırtıkları ise menisküsü kemiğe bağlayan arka kökün kemik yapışma yerinden kopması veya bu noktaya 1 santimetre mesafede enine yırtılmasıdır. MR görüntülerinde hayalet menisküs yani ghost meniscus işaretiyle veya radial yarık görünümüyle tanınır. Kök bütünlüğünün kopması, çember gerilimi mekanizmasını tamamen devre dışı bırakır. Üzerine basıldığında menisküs dışarı taşar ve dizde menisküsün tamamı alınmış gibi ağır bir biyomekanik yüklenme ve hızlı kıkırdak kaybı süreci başlar.
Meniskopati İçin Ameliyatsız Tedavi ve Ortobiyolojik Yöntemler Nelerdir?
Dizinde mekanik kilitlenme bulunmayan, Evre 1 veya Evre 2 meniskopatisi olan ya da kireçlenme zemininde gelişmiş dengeli yatay yırtığı bulunan hastalarda Ortopedi ve Travmatoloji uzmanının ilk tercihi cerrahi dışı konservatif yaklaşımlardır. Yapılan çok merkezli klinik araştırmalar, 45 yaş üzerindeki dejeneratif menisküs lezyonlarında ve hafif-orta derece kireçlenmesi olan bireylerde düzenli uygulanan fizik tedavi programlarının uzun dönem sonuçlarının, artroskopik temizleme ameliyatlarına denk olduğunu ortaya koymuştur.
Ameliyatsız meniskopati tedavisinde başvurulan temel konservatif ve ortobiyolojik yöntemler şunlardır:
- Günlük aktivite ve hareket modifikasyonu
- Sağlıklı kilo kontrolü ve beslenme düzeni
- Kısa süreli anti-inflamatuvar ilaç tedavisi
- Kuadriseps ve hamstring kaslarını güçlendirme
- Dinamik nöromusküler ve derin duyu egzersizleri
- Eklem içi hyaluronik asit enjeksiyonları
- Trombositten zengin plazma yani PRP uygulamaları
- Seçilmiş akut vakalarda kortikosteroid enjeksiyonları
Konservatif süreçte eklem sertliğine yol açabilecek mutlak hareketsizlikten kaçınılır; bunun yerine şikayetleri alevlendiren derin çömelme ve ağır yük taşıma gibi hareketler sınırlandırılır. Vücut kitle indeksinde sağlanacak yüzde 1’lik bir kilo kaybının bile diz ağrılarını ve kıkırdak kaybını anlamlı ölçüde azalttığı bilinmektedir. Akut ağrılı dönemlerde hekim kontrolünde kullanılan nonsteroid anti-inflamatuvar ilaçlar eklem içi yangıyı yatıştırır. En az 12 hafta süren nöromusküler egzersizler, uyluk ön kaslarını güçlendirme, arka kasları esnetme ve denge çalışmaları ise eklem yük dağılımını dengeleyerek ağrıyı kontrol altına alır.
İlaç ve egzersize dirençli olgularda eklem içi enjeksiyonlar devreye girer. Hyaluronik asit enjeksiyonları, kalitesi bozulan eklem sıvısını destekleyerek sürtünmeyi azaltır ve ağrısız hareket açıklığını destekler. Hastanın kendi kanından santrifüj edilerek hazırlanan PRP tedavisi ise içerdiği büyüme faktörleriyle menisküsün kanlanan ve yarı kanlanan bölgelerinde hücresel onarımı uyarır, eklem içi iltihabı baskılar ve özellikle kilosu kontrol altında olan genç-orta yaş aktif bireylerde belirgin rahatlama sağlar. Yoğun şişlik ve şiddetli ağrı ataklarında ise eklem içi kortikosteroidler hızlı bir yatışma sunsa da tekrarlayan yüksek dozların kıkırdak matriksinde protein yıkımına yol açma riski nedeniyle dikkatle sınırlandırılır.
Meniskopati Ameliyatı Nasıl Yapılır ve Hangi Cerrahi Teknikler Kullanılır?
Ameliyatsız tedavilere en az 3 ila 6 ay boyunca yanıt vermeyen, dizde takılma ve kilitlenme gibi mekanik blokaj yaratan, eklem yüzeyine açılan Evre 3 veya Evre 4 dengesiz lezyonları bulunan ya da menisküs kök kopması gelişen hastalarda cerrahi tedavi planlanır. Modern ortopedik cerrahide temel prensip, menisküs dokusunu mümkün olduğunca korumaktır; çünkü kaybedilen her menisküs dokusu kıkırdak aşınmasını hızlandırabilir.
Meniskopati ve yırtıkların cerrahi tedavisinde uygulanan artroskopik girişimler şunlardır:
- İçeriden-dışarı tekniğiyle menisküs dikişi
- Dışarıdan-içeri tekniğiyle menisküs dikişi
- Hepsi-içeride cihazlarla artroskopik menisküs onarımı
- Transtibial tünel yöntemiyle menisküs kök tamiri
- Sütür çapalarıyla anatomik kök fiksasyonu
- Seçici artroskopik parsiyel menisektomi
- Eşlik eden eğriliklerde proksimal tibial osteotomi
Kanlanması iyi olan kırmızı-kırmızı ve kırmızı-beyaz bölgelerdeki 1 ila 4 santimetrelik dikey yırtıklarda, özellikle genç ve aktif hastalarda artroskopik menisküs tamiri uygulanır. Dikiş teknikleri arasında vertikal matris dikiş dizilimi, menisküsün dairesel liflerini dik açıyla yakalayarak yaklaşık 202 Newton düzeyinde yüksek bir çekme direnci sunar. Orta gövde ve arka boynuz yırtıklarında içeriden-dışarı tekniği yüksek stabilite sağlarken, arka boynuzda damar ve sinir yapılarına yakın alanlarda hepsi-içeride dikiş sistemleri ek kesi ihtiyacını azaltarak güvenli onarım imkanı tanır.
Menisküs arka kök yırtıklarında ve menisküsü enine kesen radial yırtıklarda sadece yırtık uçları temizlemek, menisküsün tamamını almakla benzer bir eklem hasarı yaratır. Bu nedenle ileri kıkırdak kaybı gelişmemiş dizlerde kopan kök, kaval kemiğinde açılan ince bir tünelden geçirilerek veya sütür çapalarıyla kemik yuvasına yeniden dikilir. Eğer hastada belirgin bir O bacak yani varus eğriliği de mevcutsa, onarımın üzerine binen aşırı yükü almak ve başarı şansını desteklemek amacıyla aynı seansta proksimal tibial osteotomi adı verilen kemik aks düzeltme ameliyatı da eklenebilir. Damarsız beyaz bölgede yer alan, doku kalitesi ileri derecede bozulmuş ve dikiş tutmayacak parçalı yırtıklarda ise parsiyel menisektomi uygulanır; motorlu traşlayıcılar ve radyofrekans probları ile sadece takılma yapan serbest uçlar temizlenerek sağlam menisküs kenarı korunur.
Meniskopati Cerrahisi Sonrası İyileşme ve Rehabilitasyon Süreci Nasıldır?
Artroskopik cerrahi sonrasında izlenecek rehabilitasyon programı, ameliyat sırasında menisküsün temizlenmiş ya da dikilmiş olmasına göre tamamen farklı ilerler. Parsiyel menisektomi yani yırtık parçanın temizlenmesi işlemi uygulanan hastalarda içeride kaynaması beklenen bir dikiş hattı bulunmaz. Bu nedenle hastalar ameliyatın hemen ardından tolere edebildikleri ölçüde bacaklarına tam yük vererek yürüyebilir ve eklem hareket açıklığı egzersizlerine başlayabilirler. Şişlik ve ağrı kontrolüyle birlikte genellikle 2 ila 4 hafta içinde günlük yaşama dönüş sağlanırken, 4 ila 6 hafta içinde hafif spor aktivitelerine geçilebilir.
Menisküs tamiri veya kök fiksasyonu yapılan hastalarda ise biyolojik kaynama süreci en az 6 ila 12 haftalık özenli bir koruma fazı gerektirir. İlk 2 ila 4 hafta boyunca koltuk değneği yardımıyla parmak ucu veya kısmi yük aktarımı tercih edilir ve diz menteşeli koruyucu bir dizlik içinde tutulur. Dikiş hatlarına aşırı gerilim binmemesi için ilk 4 ila 6 hafta dizin bükülmesi 0 ile 90 derece arasında sınırlandırılır. Özellikle dizin 120 derecenin üzerinde büküldüğü derin çömelme yani squat hareketleri ve dönme içeren yüklenmeler ilk 6 ay boyunca kısıtlanır.
Menisküs ameliyatları sonrasında sağlıklı bir iyileşme süreci için dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:
- Koltuk değneği ve yük verme sürelerine uyma
- Açı ayarlı koruyucu dizliği düzenli kullanma
- İlk aylarda derin çömelme hareketlerinden kaçınma
- Diz üzerinde ani dönme hareketleri yapmama
- İzometrik kas kuvvetlendirme egzersizlerini aksatmama
- Her iki bacak kas gücü eşitlenmeden koşuya başlamama
- Fizik tedavi ve hekim kontrollerini zamanında sürdürme
Erken dönemde diz açısını zorlamayan izometrik kuadriseps sıkma egzersizleriyle kas erimesi önlenirken, koşu ve sıçrama egzersizlerine ancak her iki bacak arasındaki kas kuvvet dengesi sağlandığında geçilir. Menisküs tamiri geçiren sporcularda sahaya geri dönüş oranları yüzde 86 ila 90 seviyelerinde bildirilmekle birlikte cerrahi tekniğe ve yırtığın boyutuna bağlı olarak tam fonksiyonel spora dönüş süreci 6 ila 9 ayı bulabilmektedir.
Diz ekleminde uzun süren ağrı, şişlik veya takılma yakınmaları bulunduğunda, yalnızca MR raporundaki Evre 1 veya Evre 2 gibi ifadelere bakarak gereksiz bir ameliyat endişesine kapılmak ya da tam tersine gerçek bir mekanik yırtığı ihmal etmek doğru değildir. Tanı sürecinde klinik muayene bulguları ile radyolojik görüntülerin birbiriyle örtüşmesi esastır. Diz eklemini erken kireçlenmeden korumak, hastaya uygun ameliyatsız fizik tedavi ve ortobiyolojik enjeksiyon basamaklarını planlamak veya gerektiğinde menisküs dokusunu koruyan artroskopik onarım yöntemlerini doğru zamanda uygulamak için bir Ortopedi ve Travmatoloji uzmanının ayrıntılı değerlendirmesi en sağlıklı yaklaşımı oluşturur.

Prof. Dr. Murat Demirel, 1974 yılında Ankara’da doğmuş, 1998 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nde uzmanlık eğitimine başlamış ve 2004 yılında Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı unvanını almıştır. Uzmanlık sonrası dönemde kas-iskelet sistemi hastalıklarının cerrahi ve konservatif tedavilerine odaklanmış, yenilikçi ortopedik yaklaşımları klinik pratiğine entegre etmiştir.
Omuz, diz, kalça ve ayak bileği eklemlerine yönelik ileri düzey cerrahi uygulamalarda uzmanlaşan Prof. Dr. Demirel; omuz artroskopisi, diz protezi, robotik cerrahi, kök hücre tedavisi ve PRP uygulamaları konularında deneyim sahibidir. Güncel ortopedi pratiğinde fonksiyonel sonuçları artıran minimal invaziv ve biyolojik tedavi yöntemlerini önceliklendirmektedir.
Halen Ankara’daki özel kliniğinde ortopedi ve travmatoloji alanında hasta kabul eden Prof. Dr. Murat Demirel, ileri görüntüleme teknolojileri ve multidisipliner yaklaşımla kişiye özel tedavi planları oluşturmaktadır. Cerrahi ve rejeneratif ortopediyi birleştiren vizyoner yaklaşımıyla, hareket sistemi hastalıklarının tedavisinde yaşam kalitesini merkeze alan modern çözümler sunmaktadır.

