Osteoporoz (kemik erimesi), kemiklerin içindeki süngerimsi dokunun zayıflayarak gözenekli hale gelmesi ve iskeletin genel kırılganlığının artması durumudur. Bu hücresel dengesizlik, kemik kütlesini zamanla azaltır.
Kemik erimesi belirtileri arasında kronik sırt ve bel ağrıları, boyda gözle görülür kısalma, sırtta kamburluk gelişimi ve basit travmalarla bile oluşabilen kemik kırıkları yer alır.
Bu sağlık sorunu, başlangıç evrelerinde genellikle belirgin bir rahatsızlık hissi yaratmadan oldukça sessiz bir şekilde ilerler. İskelet sisteminin taşıyıcı kapasitesi düştükçe günlük fiziksel aktiviteler zorlaşmaya başlar.
Risk faktörlerinin erken dönemde fark edilmesi ve düzenli kemik yoğunluğu takibi sayesinde süreç yönetilebilir. İleri yaşlarda hareket özgürlüğünü koruyabilmek adına koruyucu adımlar atmak son derece değerlidir.
Yazı İçeriği
Osteoporoz (Kemik Erimesi) Hastalığı Nedir ve Vücutta Nasıl Gelişir?
İskelet sistemimiz dışarıdan bakıldığında durağan, cansız ve sabit bir yapı gibi görünebilir. Oysa kemik dokusu, yaşamımız boyunca sürekli olarak kendini yenileyen, oldukça hareketli ve canlı bir dokudur. Sağlıklı bir kemikte iki farklı hücre grubu birbiriyle uyum içinde çalışır. Bu hücrelerin bir kısmı yorulan ve eskiyen kemik dokusunu ortadan kaldırırken, diğer bir kısmı bu boşluklara taze ve yeni kemik dokusu inşa eder. Çocukluk ve gençlik yıllarında bu yapım süreci yıkım sürecinden çok daha hızlıdır. Vücut adeta bir kemik bankası gibi yatırım yapar ve kemik kütlesi yoğunlaşır.
Zaman ilerledikçe veya bazı hormonal değişiklikler yaşandığında bu uyumlu döngü sekteye uğramaya başlar. Kemik erimesi gelişirken, kemiği yıkan hücreler görevlerini üretici hücrelerden daha hızlı yapmaya koyulur. İnsan kemiğinin dış yüzeyindeki sert tabakanın altında, bir bal peteğini andıran ince kemik köprüleri bulunur. Yıkım hızlandıkça bu süngerimsi ağlar giderek incelir ve birbirinden kopmaya başlar. Kemik dokusu mikroskobik düzeyde delikli ve oldukça zayıf bir hale bürünür. Kemiğin yük taşıma kapasitesi azaldığı için, günlük hayattaki sıradan fiziksel aktiviteler bile kemik üzerinde yorucu bir etki bırakır. İskeletimiz, taşıması gereken yükü yeterince destekleyemez hale gelir.
Hangi Durumlar Kemik Erimesi (Osteoporoz) İçin Risk Faktörü Kabul Edilir?
Kemik yapısındaki zayıflamanın arka planında birbirinden farklı birçok etken bulunabilir. Hastalığın ortaya çıkışını yaşlanma sürecinin doğal bir sonucu olarak görebildiğimiz gibi, bazen altta yatan başka sağlık sorunlarının bir yansıması olarak da karşımıza çıkabilir. İleri yaşlarda hücresel yenilenmenin yavaşlaması bu sürecin en bilinen nedenlerinden biridir. Kadınlarda menopoz dönemine girilmesiyle birlikte vücuttaki hormon seviyelerinin değişmesi de süreci hızlandıran büyük bir etkendir. Bunun dışında yaşam alışkanlıkları ve sahip olunan diğer hastalıklar iskelet sağlığını yakından ilgilendirir.
Risk faktörleri olarak kabul edilen bazı temel durumlar şunlardır:
- İleri yaş
- Menopoz dönemi
- Hareketsiz yaşam tarzı
- Kalsiyumdan fakir beslenme
- D vitamini eksikliği
- Aşırı alkol tüketimi
- Tütün ürünleri kullanımı
- Romatoid artrit
- Tiroid bezi hastalıkları
- Uzun süreli kortizon kullanımı
Bu listedeki faktörlerin birkaçı bir araya geldiğinde kemik kütlesindeki azalma hız kazanabilir. Örneğin bazı romatizmal rahatsızlıklar için uzun süre kullanılmak zorunda kalınan kortizon içerikli ilaçlar, kemik hücrelerinin üretimini yavaşlatarak iskelet sistemini zayıflatma potansiyeline sahiptir.
Sinsi İlerleyen Kemik Erimesi (Osteoporoz) Hangi Belirtilerle Kendini Gösterir?
Bu rahatsızlık tıp dünyasında çoğunlukla sessiz bir süreç olarak tanımlanır. Kemiğin içi boşaldığında veya inceldiğinde vücut bir ağrı sinyali üretmez. İnsanlar, kemiklerindeki kütle kaybını yıllarca hiçbir rahatsızlık hissetmeden yaşayabilirler. Çoğu insan iskelet sistemindeki bu zayıflamayı, yaşadıkları talihsiz bir kırık olayına kadar fark etmeyebilir. Hastalık sessizce ilerlerken kemik kütlesindeki azalma kritik bir sınırı aştığında bazı işaretler vermeye başlar.
Ortaya çıkan ilk belirgin işaretlerden biri, omurga bölgesindeki kemiklerde oluşan mikroskobik çatlaklardan kaynaklanan sırt ve bel ağrılarıdır. Bu ağrıların çok karakteristik bir yapısı vardır. Marketten ağır bir poşet taşımak, yere düşen bir eşyayı almak için aniden öne eğilmek veya bazen sadece güçlü bir şekilde öksürmek gibi basit görünen eylemler bile bu ağrıları tetikleyebilir. Omurgaya anlık olarak binen yükler, içerideki zayıf kemik ağlarında küçük hasarlar oluşturur. Hastalar genellikle ayakta durduklarında veya yürürken ağrının arttığını, sırtüstü uzanıp dinlendiklerinde ise ağrının hafiflediğini ifade ederler.
Kemik Erimesi (Osteoporoz) Hastalarında Boy Kısalması ve Kamburluk Gelişir mi?
Evet, hastalığın ilerleyen evrelerinde iskelet yapısında gözle görülür değişiklikler meydana gelebilir. Vücudumuzun taşıyıcı sütunu olan omurgamız, birbirinin üzerine dizilmiş kemiklerden oluşur. Kemik kalitesi düştükçe, bu omurlar binen vücut ağırlığını eskisi gibi destekleyemez. Her bir omurun ön kısmında, mikro çatlakların birikmesi neticesinde küçük çökmeler ve yassılaşmalar başlar. Kemik ön taraftan kama şeklinde ezilirken arka kısmı nispeten aynı kalır.
Üst üste dizili olan omurgada, her kemikteki birkaç milimetrelik bu yassılaşmalar bir araya geldiğinde boy uzunluğunda santimetreleri bulan kısalmalar ortaya çıkar. Omurların sadece ön kısımlarının çökmesi, sırtın öne doğru kavislenmesine neden olur. Bu duruş bozukluğu zamanla daha belirgin bir kamburluğa dönüşebilir. Bu durum yalnızca dış görünüşü ilgilendiren postüral bir mesele değildir. Sırtın aşırı öne eğilmesiyle göğüs kafesi daralır. Daralan göğüs kafesi akciğerlerin rahatça genişlemesini zorlaştırarak nefes almayı güçleştirebilir. Aynı zamanda karın boşluğuna yapılan baskı, midede erken doyma hissine veya çeşitli sindirim şikayetlerine yol açabilir.
Sessizce İlerleyen Kemik Erimesi (Osteoporoz) Tanısı Hangi Yöntemlerle Konulur?
İskelet sağlığının değerlendirilmesi ve erken tanı oldukça kıymetlidir. Standart bir röntgen filmi çekildiğinde, kemik kaybı yüzde otuz gibi yüksek seviyelere ulaşmadığı sürece bu zayıflama görüntüye yansımaz. Bu nedenle sadece röntgene bakarak erken dönemde kemik sağlığı hakkında net bir yorum yapmak zordur. Günümüzde bu durumun tanısını koymak için dünyada yaygın olarak kullanılan temel yöntem Çift Enerjili X-ışını Absorbsiyometrisi (kısaca DEXA) adı verilen kemik yoğunluğu ölçümüdür.
DEXA taraması ağrı vermeyen, oldukça kısa süren ve düşük dozda ışın kullanan bir yöntemdir. Hastalar özel bir masaya uzanır ve cihaz vücudun yük taşıyan kritik bölgeleri üzerinde tarama yapar. En çok kırık riski taşıyan bel bölgesi omurları ve kalça eklemini oluşturan uyluk kemiği başı değerlendirmeye alınır. DEXA ölçümünün yanı sıra kan testleri de yapılarak kalsiyum, D vitamini, parathormon ve tiroid hormonlarının seviyelerine bakılır. Böylece kemik sağlığını olumsuz yönde etkileyen başka bir metabolik sorunun olup olmadığı araştırılır. Şiddetli bir sırt ağrısıyla gelen hastalarda, omurgada yeni bir kırık olup olmadığını anlamak için Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) de istenebilir. MRG, söz konusu kemikteki sorunun taze bir olay mı yoksa eski bir çökme mi olduğunu ayırt etmede oldukça yardımcı olur.
Kemik Erimesi (Osteoporoz) Tanısında Kullanılan Ölçüm Sonuçları Nasıl Yorumlanır?
DEXA ölçümü sonrasında hastaya sunulan raporda pek çok sayısal veri bulunur ancak bunların içinde en fazla dikkate alınan değer “T-skoru” olarak bilinen sayıdır. T-skoru, hastanın kemik yoğunluğunun, kemik kütlesi en yüksek seviyede olan genç ve sağlıklı bir bireyin ortalama değerlerinden ne kadar uzaklaştığını gösteren bir ölçüttür.
T-skorunun eksi 1.0 (-1.0) ve üzerinde olması kemik yoğunluğunun doğal sınırlar içinde yer aldığını gösterir. Bu değer eksi 1.0 ile eksi 2.5 aralığına düştüğünde, tıp dilinde “Osteopeni” olarak adlandırılan ve kemik kütlesi kaybının yeni başladığını işaret eden döneme girilmiş olur. Eğer değer eksi 2.5 ve daha da altında ise “Osteoporoz” yani kemik erimesi tanısı konulur. Bu değerler tedavi planlamasında hekimlere önemli bir yol gösterir. Bununla birlikte eğer bir hasta kemik ölçüm sonucu iyi bile olsa basit bir düşmeyle kalçasını veya omurgasını kırıyorsa, bu durum şiddetli hastalık seviyesi olarak kabul edilir. Ölçüm raporu ne olursa olsun bu durumda tedaviye hızla geçilmesi büyük önem taşır.
Şiddetli Kemik Erimesi (Osteoporoz) Varlığında En Sık Hangi Kemikler Kırılır?
Kemik yapısındaki kalitenin azalması, insanların düşük enerjili travmalar karşısında bile kırık yaşamalarına zemin hazırlar. Sağlam bir iskelete sahip genç bir insanın kolayca atlatabileceği sandalyeden kayma, tökezleyip düşme veya yere hafifçe çarpma gibi durumlar zayıflamış kemiklerde kırıklara yol açabilir.
Vücuttaki süngerimsi kemik dokusunun yoğun olduğu ve yük aktarımının gerçekleştiği belli başlı kırık bölgeleri şunlardır:
- Uyluk kemiği boynu
- Sırt omurları
- Bel omurları
- El bileği kemikleri
- Omuz çevresi kemikleri
Bu kemikler yapısal özellikleri gereği gücünü içlerindeki süngerimsi ağ tabakasından alırlar. Hastalık sebebiyle bu ağlar zayıfladığında, dışarıdan gelen en ufak bir burkulma veya çarpma kuvvetine karşı direnç gösteremezler.
Kemik Erimesi (Osteoporoz) Kaynaklı Omurga Kırıklarında Hangi Tedaviler Uygulanır?
Omurga kemiklerinde meydana gelen çökmelerde veya kırıklarda izlenecek yol, kırığın yarattığı hasarın boyutuna göre şekillenir. Eğer çöken kemik omurilik kanalına doğru baskı yapıyorsa ve hastanın bacaklarında uyuşma ya da güç kaybı gibi sinirsel belirtiler varsa, omuriliğin rahatlatılması için açık cerrahi müdahale gerekebilir. Bu durumda omurgaya yerleştirilen özel vidaların etrafı, kemiğin zayıf olması sebebiyle gevşememesi için kemik çimentosuyla desteklenerek sağlamlaştırılır.
Ancak pek çok hastada durum bu kadar karmaşık değildir. Sadece omurun ön tarafının kendi içine çöktüğü izole kırıklar yaygın görülür. Bu hastalarda öncelikle yatak istirahati, ağrı yönetimi ve omurgayı dışarıdan destekleyip yükü hafifleten medikal korseler kullanılır. Korseler gövdeyi destekleyerek çöken kemiğin üzerindeki baskıyı azaltır. Fakat bazen aylar geçmesine rağmen ağrılar dinmez. Kırık parçaları arasındaki minik hareketlenmeler nefes almayı bile işkenceye dönüştürebilir. Böyle durumlarda büyük açık ameliyatlara gerek kalmadan, lokal ve hafif sakinleştiriciler eşliğinde yapılan modern kapalı müdahaleler oldukça başarılı sonuçlar sunar.
Ameliyatsız ve Kapalı Yöntemler Kemik Erimesi (Osteoporoz) Omurga Kırıklarında Nasıl Uygulanır?
Korse ve ilaçlarla ağrısı geçmeyen hastalarda “Perkütan Kifoplasti” ve “Vertebroplasti” olarak bilinen kapalı yöntemler sıklıkla tercih edilir. Bu işlemlerin en büyük avantajı vücutta büyük kesiler açılmaması ve hastanın toparlanma sürecinin oldukça kısa olmasıdır.
Balon kifoplasti işleminde, röntgen cihazı görüntülemesi eşliğinde sırttaki ciltten minik bir iğne veya tüp aracılığıyla çöken omurun içine girilir. Bu tüpün içinden sönük halde özel bir balon ilerletilir. Balon kemiğin içindeyken dikkatlice şişirilerek çöken omurganın eski yüksekliğine yaklaşması sağlanır. Daha sonra balon söndürülüp çıkarılır ve içeride oluşan boşluğa diş macunu kıvamında tıbbi bir kemik çimentosu doldurulur. Bu çimento kısa sürede donarak kırık kemiği içeriden sağlamlaştırır.
Vertebroplasti yönteminde ise balon kullanılmaz. Kırık olan kemik ağlarının arasına doğrudan sıvı haldeki çimento zerk edilir. Çimento donarken çevresine bir miktar ısı yayar. Bu ısı, kemik içindeki ağrıyı hisseden sinir uçlarını sakinleştirerek ağrı iletimini yavaşlatır. Ayrıca donan çimento kemiğin içerisindeki mikro oynamaları durdurur. İşlem sonrasında hastalar genellikle aynı gün ayağa kalkıp yürümeye başlar ve büyük oranda taburcu edilebilirler. Ağrılarında hissettikleri azalma oldukça belirgindir.
İleri Yaşta Kemik Erimesi (Osteoporoz) Kaynaklı Kalça Kırıklarına Neden Hızlı Müdahale Edilir?
Kalça bölgesinde meydana gelen kırıklar, ileri yaş grubundaki bireyler için önemli bir sağlık krizidir. Böyle bir durumda hedef sadece kırılan kemiğin onarılması değil aynı zamanda hastanın yataktan hızla kalkarak hareket kabiliyetini yeniden kazanmasıdır. Uzun süre yatağa bağımlı kalmak, ileri yaşlarda birçok sistemik soruna yol açabilir. Bu yüzden hastanın genel sağlık koşulları uygun olduğu sürece ameliyatın ilk kırk sekiz saat içinde gerçekleştirilmesi büyük bir önem taşır.
Kırık sebebiyle hareket edemeyen hastanın bacaklarındaki kan dolaşımı yavaşlar. Toplardamarlarda göllenen kan, pıhtı oluşumuna zemin hazırlayabilir. Bu pıhtıların akciğere ulaşması ciddi solunum sorunları yaratabilir. Ayrıca sürekli aynı pozisyonda yatmaktan kaynaklanan cilt yaraları ve solunum yollarında biriken salgıların neden olduğu akciğer enfeksiyonları süreci daha da zorlaştırır. Tüm bu olumsuz senaryolardan uzaklaşmanın en etkili yolu, ameliyatın ardından hastayı hızla ayağa kaldırıp destekle yürütmeye başlamaktır.
Kemik Erimesi (Osteoporoz) Kalça Kırıklarında Hangi Cerrahi Yöntemler Tercih Edilir?
Kalça kırığı tanısı alan hastalara uygulanacak cerrahi işlem kırığın eklem içindeki konumuna göre belirlenir. Uyluk kemiğinin yuvarlak baş kısmına yakın olan kırıklar, eklem kapsülünün içinde yer alır. Bu bölgenin kan damarları kırıktan dolayı zarar gördüğünde kemiğin beslenmesi bozulur. Kemik kalitesinin de düşük olması nedeniyle bu bölgedeki parçaları vidalarla birbirine tutturmak zorlaşır. Bu nedenle genellikle kırık olan bölge tamamen çıkarılarak yerine “Artroplasti” denilen kalça protezleri yerleştirilir. Protez cerrahisinin en olumlu yanı kırığın kaynaması için uzun süre beklemeye gerek olmaması ve hastanın ertesi gün üzerine yük vererek yürümeye başlayabilmesidir.
Kırık, eklemin biraz daha dışında, uyluk kemiğinin kaslı bölümünde meydana gelmişse bu bölgenin kan akışı oldukça iyidir ve kendi kendine iyileşme şansı yüksektir. Böyle vakalarda protez yerine, kemiğin iç kısmına yerleştirilen ve “çivi” olarak adlandırılan uzun implantlar kullanılır. Bu metal yapılar vücut ağırlığını üzerine alarak kırık bölgenin yükünü hafifletir. Kemik kalitesi çok düşükse, yerleştirilen vidaların kemiği sıyırmaması için eklem başındaki vidaların çevresi yine özel kemik çimentolarıyla güçlendirilir. Böylece kırık parçalar kaynayana kadar güvenli bir stabilite sağlanmış olur.
Kemik Erimesi (Osteoporoz) Zemini Olan El Bileği Kırıklarına Nasıl Yaklaşılır?
İnsanlar refleks olarak düştüklerinde ilk yaptıkları hareket, ellerini açık bir şekilde yere koyarak kendilerini korumaya çalışmaktır. Bu refleks, vücudun tüm yükünün el bileği bölgesine binmesine ve o bölgedeki kemiklerin kırılmasına neden olabilir. Sağlıklı kemiklerde bu kırıklar dışarıdan çekilerek düzeltilir ve alçıyla başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Ancak kemik dokusu zayıflamış hastalarda, kemiğin içindeki süngerimsi yapı ezilip ufalandığı için alçı tedavisi yetersiz kalabilir.
Kemiği dışarıdan yerine oturtsanız bile, içteki ezilme nedeniyle kemik alçının içinde tekrar çökebilir ve eklem yüzeyinde şekil bozuklukları oluşabilir. Gelecekte bilekte güç kaybı yaşamamak adına, eklem yüzeyini destekleyen “Volar Kilitli Plak” adı verilen özel metal yapılar tercih edilir. Bu titanyum plaklar el bileğinin iç yüzeyine yerleştirilir ve üzerindeki vidalar plağa kilitlenir. Bu sistem kemiğe içeriden iskele gibi destek verir. Cerrahi sayesinde el bileği uzun süre alçıda kalmaz ve hasta kısa süre içinde parmak hareketlerine başlayarak ekleminin donmasını önler.
Cerrahi Sonrası Kemik Erimesi (Osteoporoz) Hastalarında Yeni Kırıklar Nasıl Önlenebilir?
Eğer bir kişi düşük enerjili bir travma sonrasında kırık yaşamışsa, bu durum vücudun diğer kemiklerinin de alarm verdiğinin en somut göstergesidir. İstatistiklere göre, bir kırık yaşandıktan sonraki ilk bir yıl içinde yeni bir kırık oluşma ihtimali belirgin oranda yüksektir. Bu nedenle hastanelerdeki hekimlerin temel hedefi sadece o anki kırığı tamir etmekle kalmayıp, olası yeni kırıkların da önüne geçmektir.
Bunun için hastanelerde farklı bölümlerin bir arada çalıştığı “Kırık İrtibat Servisleri” devreye girer. Hastalar taburcu olurken endokrinoloji veya fizik tedavi uzmanlarıyla koordineli bir takip planı oluşturulur. İskelet sistemini içeriden desteklemek amacıyla, kemik yıkımını yavaşlatan veya yeni kemik hücrelerinin üretimini teşvik eden medikal tedavi protokollerine başlanır. Hastaların kanındaki kalsiyum ve D vitamini değerlerinin belirli seviyelerde tutulması, reçete edilen ilaçların kemik tarafından işlenebilmesi için önemli bir gerekliliktir. Bütüncül bir yaklaşımla, zayıflayan iskelet sistemi korunmaya çalışılır.
Kemik Erimesi (Osteoporoz) Hastaları Günlük Yaşamda Hangi Önlemleri Almalıdır?
Tıbbi ve cerrahi tedaviler büyük oranda başarılı olsa da günlük yaşamda kişinin kendi sağlığını korumak adına alacağı bazı basit önlemler büyük fark yaratır. İskeleti güçlendirmek ve kemikleri korumak için yaşam alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekir. Düşmeleri engellemek, kırık ihtimalini ortadan kaldırmak için atılacak en değerli adımdır. Yaşanılan ortamda ufak tefek değişiklikler yapmak ve doğru beslenme alışkanlıkları kazanmak çok yardımcı olur.
Günlük hayatta uygulanabilecek bazı önemli önlemler şunlardır:
- Kalsiyum açısından zengin gıdalar
- Yeterli D vitamini alımı
- Düzenli yürüyüşler
- Denge egzersizleri
- Koridorlara gece lambası takılması
- Yerdeki kaygan halıların kaldırılması
- Banyolara tutunma barı eklenmesi
- Altı kaymaz özellikte terlikler
Son tahlilde kemik sağlığı, beslenmeden hareketli yaşama, ev içi güvenlikten düzenli sağlık kontrollerine kadar geniş bir yelpazede korunabilir. İskelet sistemindeki bu sinsi zayıflama doğru tedavi yaklaşımları ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabilen bir süreçtir.

Prof. Dr. Murat Demirel, 1974 yılında Ankara’da doğmuş, 1998 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nde uzmanlık eğitimine başlamış ve 2004 yılında Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı unvanını almıştır. Uzmanlık sonrası dönemde kas-iskelet sistemi hastalıklarının cerrahi ve konservatif tedavilerine odaklanmış, yenilikçi ortopedik yaklaşımları klinik pratiğine entegre etmiştir.
Omuz, diz, kalça ve ayak bileği eklemlerine yönelik ileri düzey cerrahi uygulamalarda uzmanlaşan Prof. Dr. Demirel; omuz artroskopisi, diz protezi, robotik cerrahi, kök hücre tedavisi ve PRP uygulamaları konularında deneyim sahibidir. Güncel ortopedi pratiğinde fonksiyonel sonuçları artıran minimal invaziv ve biyolojik tedavi yöntemlerini önceliklendirmektedir.
Halen Ankara’daki özel kliniğinde ortopedi ve travmatoloji alanında hasta kabul eden Prof. Dr. Murat Demirel, ileri görüntüleme teknolojileri ve multidisipliner yaklaşımla kişiye özel tedavi planları oluşturmaktadır. Cerrahi ve rejeneratif ortopediyi birleştiren vizyoner yaklaşımıyla, hareket sistemi hastalıklarının tedavisinde yaşam kalitesini merkeze alan modern çözümler sunmaktadır.

