Omuz hastalıkları ve ağrıları, eklem yapıları, kaslar ve tendonlarda gelişen zedelenme veya dejeneratif süreçler sonucunda ortaya çıkar. En sık görülen nedenler arasında rotator manşet yırtıkları, omuz sıkışma sendromu ve kireçlenme yer alır. Ağrı ve hareket kısıtlılığı başlıca belirtilerdir.
Omuz ağrısının nedenleri arasında tekrarlayan zorlanmalar, travmalar, romatizmal hastalıklar ve yaşa bağlı kıkırdak aşınmaları bulunur. Bu durum günlük yaşam aktivitelerini, özellikle kol kaldırma ve yük taşıma hareketlerini olumsuz etkiler. Erken müdahale, tedavi başarısını artırır.
Omuz hastalıklarının tanısında fizik muayene ile birlikte ultrason, manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve röntgen sık kullanılır. Bu yöntemler tendon, kas ve eklem yapılarının detaylı incelenmesine olanak tanır. Doğru tanı, hastalığın evresine uygun tedavinin belirlenmesini sağlar.
Omuz ağrılarının tedavisinde istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi uygulamaları, enjeksiyonlar ve cerrahi yöntemler yer alır. Hafif olgularda konservatif yöntemler tercih edilirken, ilerlemiş tendon yırtıkları veya ciddi eklem hasarlarında artroskopik cerrahi uygulanabilir.
Yazı İçeriği
Omuz eklemi anatomik olarak nasıl çalışır ve omuz yaralanmaları neden sıktır?
İnsan vücudundaki en eşsiz tasarımlardan biri olan omuz ekleminin çalışma mantığını gözünüzde canlandırmak isterseniz, düz ve sığ bir golf ti’si üzerinde duran bir golf topunu düşünebilirsiniz. Kol kemiğimizin üst kısmı yuvarlak bir top şeklindedir, kürek kemiğimizin üzerindeki yuva ise son derece düz ve sığdır. Bu sığ yapı kolumuzu başımızın etrafında 360 derece çevirebilmemizi sağlayan o muazzam hareket özgürlüğünün temel kaynağıdır. Ancak aynı sığ yapı omuz eklemini çıkıklara, kaymalara ve yaralanmalara karşı vücuttaki en savunmasız bölge haline getirir. Eklemin yerinden fırlamadan bir arada kalabilmesi, etrafını saran yumuşak dokuların inanılmaz bir uyum içinde çalışmasına bağlıdır.
Omuzu sabit tutan temel statik yapılar şunlardır:
- Eklem kapsülü
- Kıkırdak dudak
- Bağ dokuları
Eklem kapsülü, tüm eklemi saran sağlam bir kılıftır. Kıkırdak dudak, yani labrum, sığ yuvayı bir çanak gibi çevreleyip derinleştiren contamsı bir yapıdır. Bağ dokuları ise kemikleri birbirine bağlayan sağlam halatlardır. Ancak asıl mucize, dinamik dengeleyiciler olan kaslarda yatar. Rotator manşet adı verilen dörtlü kas grubu, omuz eklemini dört bir yandan sarar. Kolumuzu her hareket ettirdiğimizde bu kaslar, yuvarlak kemik başını sürekli olarak sığ yuvanın tam merkezine doğru çeker ve sıkıştırır. Baş üstü hareketlerde kol çok yüksek hızlara ulaştığında ve yüzlerce kiloluk anlık yüklere maruz kaldığında, bu kasların senkronizasyonu mükemmel olmalıdır. Aksi takdirde, top yuvanın içinde anormal şekillerde kaymaya başlar ve etraftaki tüm dokuları zedeleyerek kalıcı omuz hastalıklarına zemin hazırlar.
Omuz sıkışma sendromu nedir ve omuz çatısında daralma nasıl oluşur?
Omuz bölgesinde hissedilen ağrıların en temel kaynaklarından biri omuz sıkışma sendromudur. Bu durum mekanik bir sorundur ve omuz ekleminin üst kısmında yer alan çatı kemiği ile hemen altından geçen kas tendonları arasındaki boşluğun daralmasından kaynaklanır. Normal ve sağlıklı bir anatomide, bu kemik çatı ile kas kılıfı arasında yaklaşık bir, bir buçuk santimetrelik rahat bir koridor bulunur. Bu koridor sayesinde kol yukarı kaldırıldığında tendonlar hiçbir yere sürtünmeden rahatça kayarak hareket eder. Ayrıca tendonların üzerinde, kemiğe sürtünmelerini engelleyen, içi sıvı dolu küçük bir kaydırıcı yastıkçık olan bursa kesesi yer alır.
Ancak zamanla çeşitli etkenlere bağlı olarak bu mekanizma bozulabilir. Çatı kemiğinin yapısal şekli bu noktada çok önemlidir. Doğuştan gelen veya yaşla birlikte değişen kemik morfolojisi, daralmanın en büyük sorumlusudur.
Çatı kemiği morfolojik tipleri şunlardır:
- Düz kemik
- Kavisli kemik
- Çengel kemik
Özellikle çengel şeklindeki çatı kemiklerinde, kemiğin ucu doğrudan altından geçen tendonun içine doğru bir kanca gibi uzanır. Kol her havaya kaldırıldığında, çatı kemiği tendonun ve aradaki yastıkçığın üzerine şiddetle baskı yapar. Sürekli tekrarlayan bu sürtünme önce yastıkçıkta ödeme ve şişmeye neden olur, alan daha da daralır. Süreç ilerledikçe tendon yapısında kanamalar başlar ve esneklik kaybolur. Eğer bu mekanik sıkışma durdurulmazsa, tendon tıpkı bir zımpara kağıdına sürtünen kalın bir halat gibi yavaş yavaş incelir ve sonunda tamamen kopabilir.
Omuz sıkışması tanısı nasıl konur ve omuz muayenesinde nelere bakılır?
Omuz sorunlarında doğru tanıyı koyabilmek, hastanın anlattığı hikayenin çok dikkatli dinlenmesi ve ardından son derece spesifik fiziksel testlerin uygulanmasıyla mümkündür. Titizlikle yapılan bir muayene, sorunun kaynağını çok yüksek bir doğruluk oranıyla ortaya çıkarır. Muayene sırasındaki temel mantık, omuz içindeki mekanik sıkışmayı bilinçli hareketlerle yeniden yaratarak ağrının kaynağını tespit etmektir.
Hastanın kolu muayene eden kişi tarafından pasif olarak tam yukarı doğru kaldırıldığında veya dirsek 90 derece açıda bükülüyken kol içe doğru çevrildiğinde omuz çatısı ile kas arasındaki boşluk en dar haline getirilir. Eğer bu manevralar sırasında keskin, sızlayıcı bir ağrı oluşuyorsa sıkışma teşhisi güçlenir. Ayrıca hastanın kendi kolunu yana doğru kaldırırken özellikle 70 ile 120 derece arasındaki belirli bir açıda şiddetli ağrı hissetmesi, tıbbi olarak ağrılı ark belirtisi olarak adlandırılır ve subakromiyal daralmanın çok net bir işaretidir.
Sıkışma sendromunda sık karşılaşılan şikayetler şunlardır:
- Gece ağrısı
- Sızlama hissi
- Hareket kısıtlılığı
- Güç kaybı
Sadece ağrının varlığı değil aynı zamanda kolun gücü de test edilir. Eğer muayene sırasında hasta koluna uygulanan hafif bir dirence bile karşı koyamıyor ve kolu pat diye aşağı düşüyorsa, bu durum sadece basit bir sürtünme veya ödem olmadığını, kas tendonlarında ciddi bir hasar veya yırtılma sürecinin başladığını gösterir. Böyle bir tabloda süreci netleştirmek için ileri görüntüleme yöntemlerinden destek alınır.
Omuz sıkışmasında kapalı omuz ameliyatı süreci nasıl işler?
Omuz çatısındaki mekanik daralmanın tedavisine daima kas gevşeticiler, ağrı kesiciler, doğru planlanmış bir fizik tedavi programı ve gerekli durumlarda omuz içine yapılan özel enjeksiyonlarla başlanır. Birçok hasta bu uygulamalarla rahatlar ve ameliyata gerek kalmaz. Ancak tüm bu konservatif çabalara rağmen aylar boyunca ağrı dinmiyor, hastanın uykuları bölünmeye devam ediyor ve günlük yaşamı kısıtlanıyorsa, o bölgedeki fiziksel engeli ortadan kaldırmak için cerrahi müdahale devreye girmelidir.
Günümüzde bu işlem artroskopik subakromiyal dekompresyon adı verilen tamamen kapalı yöntemlerle gerçekleştirilir. Omuz etrafından açılan ve sadece birkaç milimetre çapında olan küçük deliklerden, yüksek çözünürlüklü ince kameralar ve mikro el aletleriyle omuz ekleminin içine girilir. İlk adım olarak sıkışma nedeniyle aşırı derecede şişmiş, kalınlaşmış ve omuzda yoğun ağrı üreten bursa kesesi özel radyofrekans aletleriyle tamamen temizlenir.
Genişletme aşamasının temel hedefleri şunlardır:
- Alanı temizlemek
- Çıkıntıları tıraşlamak
- Tavanı düzleştirmek
Bursa temizlendikten sonra asıl sorunu yaratan kemik yapıya geçilir. Çatı kemiğinin alt yüzeyinde tendona batan, kanca şeklindeki sivri kemik çıkıntıları çok ince motorlu tıraşlayıcı aletler kullanılarak milim milim tıraşlanır. Bu işlem sırasında çok hassas davranılmalıdır; amacımız kasın rahatça kayabileceği pürüzsüz ve düz bir tavan elde etmektir. Yeterli tıraşlama yapıldığında, mekanik baskı sonsuza dek ortadan kalkar ve tendonun kendi kendini onarması için ideal ortam sağlanmış olur.
Omuz kası (rotator manşet) yırtığı neden oluşur ve omuz yırtığı boyutları nelerdir?
Omuz eklemini çepeçevre saran rotator manşet tendonlarının yırtılması, ilerleyen yaşla birlikte adeta saçların beyazlaması gibi doğal bir yıpranma sürecinin parçası olarak oldukça sık görülür. Genç yaşlarda çok nadir karşılaşılan bu durum orta yaş ve sonrasında hızla artış gösterir. Yırtıkların oluşumunda tek bir neden yoktur; birçok faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Yaş ilerledikçe tendon dokusuna giden kan akışı zayıflar. Kan akışının azalması, dokunun mikro düzeyde hasar gördüğünde kendi kendini iyileştirme kapasitesini yitirmesi demektir. Bunun üzerine sigara tüketimi, omuzda uzun süredir var olan mekanik sıkışmalar veya günlük hayatta kolları sürekli baş seviyesinin üzerinde kullandıran zorlayıcı meslekler eklendiğinde, tendon tıpkı çok kullanılmış eski bir halat gibi tel tel ayrılmaya başlar. Sonunda basit bir zorlanma, hafif bir düşme veya aniden ağır bir poşet kaldırma sonucunda bu yıpranmış halat tamamen kopar.
Uygulanacak tedavi yaklaşımını belirleyen en önemli faktör yırtığın boyutları ve şeklidir.
Omuz kası yırtıklarının boyut sınıflandırmaları şunlardır:
- Küçük
- Orta
- Büyük
- Masif
Küçük yırtıklar genellikle bir santimetreden ufak olan kopmalardır ve erken dönemde tespit edildiklerinde tamir edilmeleri çok daha kolaydır. Orta boy yırtıklar bir ile üç santimetre arasında değişir ve kolda çok daha belirgin bir güç kaybı yaratır; burada dikilecek dokunun kalitesi çok önemlidir. Büyük yırtıklar üç santimetreyi aşan açıklıklardır ve tendondaki gerilim çok yüksektir, çünkü kopan kas ucu bir lastik gibi kendi yuvasından çok uzaklara, içe doğru geri çekilmeye başlamıştır. Masif yırtıklar ise omuzdaki en az iki ana tendonun birden tamamen koptuğu, omuzun bütün dinamiğinin çöktüğü çok daha zorlu ve ağır hasarlı tablolardır.
Omuz kası yırtıklarında artroskopik omuz onarımı nasıl yapılır?
Kopan omuz tendonlarının cerrahi olarak yerine dikilmesi işlemi günümüzde artık tamamen gelişmiş kapalı yöntemlerle, yani artroskopi ile yapılmaktadır. Açık ameliyatların devri büyük ölçüde kapanmıştır. Ameliyatın asıl amacı, kemikten koparak geri çekilmiş olan tendon ucunu bulmak, onu serbestleştirmek ve asıl koptuğu kemik yüzeyine eski doğal anatomisine uygun biçimde son derece sağlam bir şekilde yeniden bağlamaktır.
Bu sağlam bağlama işlemi için dikiş çapaları adı verilen özel teknolojik materyaller kullanılır. Bu çapalar, kemiğin içine yerleştirilen ve uçlarında son derece dayanıklı ipler bulunan çok küçük dübellerdir. Titanyumdan veya vücutta zamanla eriyebilen biyolojik maddelerden üretilebilirler. Kemik yüzeyi önce ince aletlerle tazeleyip kanatılarak iyileşme hücrelerinin bölgeye gelmesi sağlanır. Ardından bu çapalar kemiğe yerleştirilir ve ipleri kullanılarak kopan tendon ucu kemik yatağına sıkıca dikilir.
Onarım tekniklerindeki ana yaklaşımlar şunlardır:
- Tek sıra
- Çift sıra
Yırtığın şekline ve gerginliğine göre tendon bazen sadece tek bir hatta dikilirken, uygun olan daha büyük yırtıklarda çift sıra dikiş tekniği tercih edilir. Çift sıra onarımda, kopan doku tıpkı bir çadır bezinin yere gerilmesi gibi kemik üzerine çok daha geniş bir yüzey alanıyla temas edecek şekilde iki farklı noktadan sabitlenir. Bu geniş temas alanı, biyomekanik olarak dikişlerin tutunma gücünü artırırken, eklem içindeki sıvıların iyileşme hattına sızmasını ve oradaki dokuyu eritmesini engeller. Bu sayede kopan dokunun kemiğe sağlam bir şekilde kaynaması için en ideal mekanik ortam yaratılmış olur.
Masif omuz yırtıklarında superior kapsüler rekonstrüksiyon (SCR) omuz hareketini nasıl sağlar?
Bazen omuz yırtıkları yıllarca ihmal edilir, hasta ağrılarla yaşamaya alışır ancak içerideki hasar sinsice büyümeye devam eder. Kopan tendon zamanla körelir, kas dokusu zayıflayarak yağa dönüşür ve tendon uçları bir daha asla orijinal yerine kadar çekilemeyecek ölçüde kısalıp sertleşir. Bu aşamaya gelmiş devasa yırtıklarda hastalar kollarını hiçbir şekilde yukarı doğru kaldıramazlar. Tıbbi olarak yalancı felç dediğimiz bu durumda omuz eklemini merkezleyen tendonlar artık var olmadığı için kol kemiği kontrolsüzce yukarı doğru kayar ve çatı kemiğine çarparak etraftaki kıkırdakları hızla öğütmeye başlar.
İşte tam bu noktada eklemi tamamen proteze mahkum etmekten kurtaran, son yılların en yenilikçi biyomekanik cerrahilerinden biri olan superior kapsüler rekonstrüksiyon yöntemi devreye girer. Bu işlemin felsefesi, kopan ve dikilemeyen tendonun yerine yepyeni ve sağlam bir biyolojik tavan inşa etmektir.
Kullanılabilecek greft materyalleri şunlardır:
- Kendi dokunuz
- Hazır yamalar
Genellikle hastanın kendi uyluk bölgesinden alınan çok kalın ve dayanıklı bir doku bandı katlanarak kalınlaştırılır veya laboratuvar ortamında özel hazırlanmış biyolojik matrisler kullanılır. Bu hazırlanan kalın yama, kapalı yöntemle omuz ekleminin tam tepe noktasına, bir ucu kürek kemiğinin yuvasına diğer ucu ise kol kemiğinin başına gelecek şekilde sağlam dikiş çapalarıyla gerdirilerek dikilir. Bu yeni biyolojik tavan tıpkı gergin bir trambolin bezi gibi çalışarak kol kemiğinin yukarı vurmasını engeller. Yuvarlak baş aşağıya doğru itilip tekrar merkezlendiğinde, hastanın omuz bölgesinde sağlam kalmış olan diğer büyük kaslar eski mekanik avantajlarına kavuşur ve hasta kolunu tekrar kendi gücüyle havaya kaldırma yeteneğini geri kazanır.
Omuz çıkıklarında Bankart ve SLAP adı verilen omuz lezyonları nelerdir?
Omuz ekleminin sığ ve inanılmaz derecede hareketli yapısı, ne yazık ki onu dışarıdan gelen darbelere veya ters hareketlere karşı çok hassas bir duruma getirir. Omuz çıkıkları genellikle sportif bir çarpışma, şiddetli bir düşme veya kolun aniden zorlayıcı bir açıya çekilmesiyle meydana gelir. Eklem yuvasından şiddetle fırlayan kemik, çıkarken etrafındaki kıkırdak dudak ve bağlardan oluşan o sağlam koruyucu çemberi kopartarak yırtar. Omuz çıkıklarının ezici bir çoğunluğu öne ve aşağıya doğru gerçekleşir. Kol kemiği öne doğru fırlarken yuvanın ön-alt kısmındaki o dudak yapısını kemikten ayırır. Bu özgül yırtığa Bankart lezyonu adı verilir. Omuz yerine oturtulsa bile, ön taraftaki bariyer yırtık kaldığı için omuzda kalıcı bir gevşeklik hissi başlar.
Eklem yuvasının sadece ön tarafı değil tepe noktası da ciddi hasar görebilir. Omuz yuvasının en üst kısmındaki kıkırdak dudağın önlü arkalı olarak yırtılması durumuna ise SLAP lezyonları denir. Bu bölge, pazu kasımızın uzun başının omuz içine girerek tutunduğu çok kritik ve gergin bir bağlantı noktasıdır. Özellikle voleybol, tenis veya yüzme gibi kolunu baş üstünde çok yüksek güçlerle kullanan sporcularda ya da aniden çok ağır bir yükü çekmeye çalışan kişilerde binen ani yükle bu üst bölge yırtılır.
SLAP yırtıklarının türleri şunlardır:
- Saçaklanma
- Kökten kopma
- Parçalı yırtık
Eğer yırtık sadece hafif bir yıpranma şeklindeyse cerrahi sırasında o bölge temizlenerek bırakılır. Ancak kıkırdak dudak, bağlı olduğu pazu tendonuyla birlikte kemikten tamamen sökülüp ayrılmışsa omuzdaki stabilite ciddi anlamda bozulur. Kolun her baş üstü hareketinde eklem içinde ağrılı bir takılma ve kilitlenme yaşanır. Bu durumda o üst bölgenin artroskopik olarak dikiş çapalarıyla orijinal yuvasına tamir edilmesi şarttır.
Tekrarlayan omuz çıkıklarında ve omuz kemik erimesinde Latarjet yöntemi neden gereklidir?
İlk kez yaşanan bir omuz çıkığı veya yapısı çok bozulmamış bir Bankart yırtığı, kapalı yöntemlerle sadece kıkırdağın ve kapsülün yerine dikilmesiyle çok yüksek oranda başarıyla tedavi edilebilir. Ancak tablo her zaman bu kadar basit olmaz. Omuz eğer defalarca yerinden çıkıp girmişse, her çıkışında kol kemiğinin başı omuz yuvasının ön tarafındaki kemik kenarına çarpa çarpa orayı aşındırmaya ve eritmeye başlar. Yuva kemiğindeki bu kayıp yüzde yirmileri aştığında veya kol kemiğinin arkasında ciddi bir çökme kırığı oluştuğunda sadece yumuşak dokuyu, yani kapsülü dikerek yapılan ameliyatlar kesinlikle yetersiz kalır. Ön tarafta kemik bir duvar kalmadığı için dikilen doku bir süre sonra tekrar esneyecek ve omuz yeniden çıkacaktır.
Böylesi kemik kayıplı ve ağır çıkık vakalarında Latarjet adı verilen son derece zekice tasarlanmış bir kemik transfer işlemi devreye girer. Bu yöntemde omuzun ön tarafında yer alan karga gagası şeklindeki farklı bir kemik çıkıntısı kesilerek, üzerindeki güçlü kas tendonlarıyla beraber omuz yuvasının önünde eriyen eksik bölgeye vidalanır.
Latarjet ameliyatının sağladığı mekanizmalar şunlardır:
- Kemik bariyer
- Askı etkisi
- Kapsül desteği
Transfer edilen kemik bloğu, eriyen yuvanın alanını büyüterek ön tarafta mekanik bir duvar örer. İşin asıl sihirli kısmı ise kemiğe yapışık halde gelen tendonların oluşturduğu hamak etkisidir. Kol dışarı doğru her çevrildiğinde bu tendonlar gerilerek omuz kemiğinin önünde dinamik bir askı oluşturur ve topun dışarı fırlamasını fiziksel olarak engeller. Üzerine bir de kapsül dokusu bu yeni yapıya dikildiğinde, omuz ne kadar zorlanırsa zorlansın bir daha yerinden çıkamayacak kadar stabil ve güvenli bir hale gelir.
Omuz kilitlenmesine yol açan donuk omuz hastalığı nasıl ilerler?
Donuk omuz, omuz eklemini çepeçevre saran ve normalde son derece esnek bir akordeon gibi genişleyip daralabilen eklem kapsülünün, bilinmeyen bir sebeple veya küçük bir travma sonrası şiddetli bir yangıyla kalınlaşması, büzüşmesi ve eklem hareketlerini tamamen dondurması durumudur. Omuzun iç hacmi normalde oldukça genişken, kapsülün içindeki hücrelerin enflamasyon üretmesiyle bu hacim dramatik şekilde daralır. Eklem adeta çok dar ve sert bir kılıfın içine hapsolur. Hastalar için bu durum inanılmaz derecede ağrılıdır ve uzun, yıpratıcı bir süreci beraberinde getirir. Hastalık genellikle birbirini takip eden belirgin aşamalardan geçer.
Hastalığın aşamaları şunlardır:
- Yangı dönemi
- Donma dönemi
- Kilitlenme dönemi
- Çözülme dönemi
İlk aşama sinsi başlar. Kolunuzu arkaya ceket giymek için attığınızda veya aniden bir yere uzandığınızda elektrik çarpar gibi çok keskin bir ağrı hissedersiniz. Eklem içinde yoğun bir kızarıklık ve iltihap vardır. İkinci aşama en zorlu süreçtir; ağrılar geceleri hastayı uykudan uyandıracak kadar şiddetlenir ve omuz hareketleri günden güne kısıtlanmaya başlar. Üçüncü aşamada omuzdaki o zonklayıcı ağrılar biraz hafifler ancak omuz artık tamamen sertleşmiş ve donmuştur. Hasta kolunu kendi istese de başkasından yardım alsa da belli bir açının üzerine çıkaramaz. Son aşama olan çözülme döneminde ise, aylar veya yıllar sonra büzüşen kapsül yavaş yavaş esnemeye ve omuz hareketleri spontan olarak geri dönmeye başlar. Ancak birçok insan için bu kadar uzun süre beklemek yaşam kalitesini kabul edilemez düzeyde düşürdüğü için tıbbi müdahaleler şart hale gelir.
Donuk omuz tedavisinde omuz kapsülünü gevşetme ameliyatı nasıl yapılır?
Donuk omuz teşhisi konulduğunda hiçbir zaman ilk seçenek cerrahi değildir. Süreç öncelikle ödemi baskılayıcı ilaçlar, omuz eklemi içine yapılan kortizon enjeksiyonları ve eklemi esnetmeyi hedefleyen yoğun fizik tedavi programlarıyla yönetilmeye çalışılır. Ancak tüm bu konservatif çabalar altı ay boyunca düzenli olarak uygulanmasına rağmen hastanın omuzu inatla açılmıyor, ağrıları devam ediyor ve yaşam kalitesi ciddi şekilde düşüyorsa, büzüşen o dokuyu mekanik olarak rahatlatmak için artroskopik gevşetme ameliyatına başvurulur.
Kameralarla omuz içine girildiğinde çok net bir manzara ortaya çıkar: Normal şartlarda beyaz ve esnek görünmesi gereken omuz kapsülü kıpkırmızı, inanılmaz derecede kalınlaşmış ve omuzu sıkıca boğan bir zırha dönüşmüştür. Cerrahi işlem sırasında özel radyofrekans aletleriyle, yani ısı dalgalarıyla doku kesebilen uçlarla bu kalınlaşmış zırh yavaş yavaş kesilir.
Gevşetme yapılan alanlar şunlardır:
- Ön kapsül
- Alt kapsül
- Arka kapsül
Kapsül 360 derece çepeçevre kesilerek kol kemiği serbest bırakılır. Bu kesme işlemi sırasında özellikle omuzun alt kısmından geçen çok önemli sinir yapılarının korunması hayati derecede önemlidir. Büzüşen kapsül kesildiği anda, daha hasta masadayken omuzun eski geniş hareket açıklığına kavuştuğu anında görülür. İşlemin başarısını kalıcı kılmak için ameliyattan hemen sonra, aynı gün içinde fizik tedavi hareketlerine başlanması ve açılan dokunun tekrar birbirine yapışmasının engellenmesi şarttır.
Omuz kireçlenmelerinde ters omuz protezi hastaya nasıl yardımcı olur?
Tıpkı diz ve kalça eklemlerinde olduğu gibi, omuz ekleminde de yaş ilerledikçe kıkırdak yüzeyler tamamen aşınabilir, kemikler birbirine sürtünmeye başlar ve ileri derece kireçlenme tablosu ortaya çıkabilir. Omuz kireçlenmelerinde uygulanan standart anatomik protezler, sadece bozulan kıkırdakları metal ve plastikle değiştirme prensibine dayanır. Ancak bu standart protezlerin düzgün çalışabilmesi için omuzun içindeki rotator manşet dediğimiz kas grubunun tamamen sağlam olması gerekir. Eğer hastada hem ileri derece bir kireçlenme var hem de omuzu asıl yöneten bu iç kaslar yıllar önce kopmuş ve yok olmuşsa standart protez hiçbir işe yaramaz. Kol havaya kalkmaz ve protez yerinden çıkar.
İşte tam bu karmaşık ve eskiden çözümsüz gibi görünen durumlarda, biyomekaniği tamamen değiştiren ters omuz protezi teknolojisi harikalar yaratır. Bu devrim niteliğindeki tasarım, insan vücudunun normal anatomisini tam zıddına çevirir. Kürek kemiğindeki o sığ yuvanın üzerine devasa bir metal yarım küre vidalanır, kol kemiğinin yuvarlak başına ise çukur bir yuva monte edilir.
Bu tasarımın sağladığı biyomekanik avantajlar şunlardır:
- Dönme merkezinin değişmesi
- Dış kasın gerilmesi
- Kaldıraç gücünün artması
Eklem merkezinin içeri ve aşağı kaydırılması sayesinde omuzdaki en büyük dış kas olan deltoid kası inanılmaz bir mekanik avantaja sahip olur. İçteki kaslar tamamen yok olmuş olsa dahi, deltoid kası yeni gergin pozisyonuyla kolu tek başına yukarı kaldırabilecek güce erişir. Yıllarca kolunu başının üzerine götürememiş, yemeğini bile yiyemeyen yaşlı hastalar için bu protez bağımsızlıklarını geri kazandıran olağanüstü bir çözümdür.
Omuz ağrılarında PRP ve hyalüronik asit gibi biyolojik omuz tedavileri etkili midir?
Modern tıbbın ve ortopedinin geldiği son noktada amacımız sadece kesmek ve biçmek değil dokuların kendi içlerindeki muazzam yenilenme potansiyelini hücresel düzeyde uyararak ameliyat ihtiyacını olabildiğince ertelemek veya tamamen ortadan kaldırmaktır. Omuz ekleminin kıkırdak aşınmalarında veya tendonlardaki ince yırtık ve yıpranmalarda biyolojik tedaviler çok ciddi bir destekleyicidir.
Hyalüronik asit uygulamaları, basitçe anlatmak gerekirse kuruyan bir motorun yağının yenilenmesi gibidir. Eklemin içindeki sürtünmeyi inanılmaz ölçüde azaltan bu madde, mekanik stresi düşürür ve kıkırdaklar üzerinde koruyucu bir kaydırıcı tabaka oluşturur. Trombositten Zengin Plazma yani PRP ise bambaşka ve tamamen doğal bir iyileştiricidir. Hastanın kendi kolundan alınan bir tüp kan, laboratuvar ortamında yüksek hızda döndürülerek ayrıştırılır. Kırmızı kan hücreleri dibe çökerken, en üstte iyileştirici hücrelerin yoğun olarak bulunduğu altın sarısı bir sıvı elde edilir.
Biyolojik sıvının içeriğindeki ana unsurlar şunlardır:
- Trombositler
- Büyüme faktörleri
- İyileştirici proteinler
Omuz tendonlarının doğası gereği kanlanması oldukça zayıftır. Bir yırtık olduğunda vücudun onarım işçileri olan bu hücreler o bölgeye yeterince ulaşamaz. Biz elde ettiğimiz bu yoğun hücre kokteylini ultrason eşliğinde milimetrik bir hassasiyetle doğrudan hasarlı bölgeye enjekte ediyoruz. Bu sayede dokuda uyuyan onarım mekanizması tetikleniyor, yeni kollajen yapımı hızlanıyor ve yavaşlamış olan iyileşme süreci yeniden canlanarak omuza güçlü bir biyolojik destek sağlanmış oluyor.
Omuz ameliyatlarından sonra omuz fizik tedavi ve iyileşme süreci nasıldır?
Omuz cerrahisinde başarının sadece yarısı ameliyathanedeki o kusursuz el işçiliği, sağlam dikişler ve kaliteli vidalarla sağlanır. Başarının geri kalan ve en az cerrahi kadar kritik olan diğer yarısı ise ameliyat sonrasında hastanın girdiği rehabilitasyon sürecidir. Eskiden ameliyat edilen omuzlar bir ay boyunca sıkı sıkıya gövdeye bağlanır ve hiç hareket ettirilmezdi. Ancak günümüzde biliyoruz ki uzun süreli hareketsizlik omuzda geri dönüşü zor sertliklere ve doku erimelerine yol açıyor. Bu nedenle modern yaklaşım dikişleri koruyarak güvenli sınırlar içinde eklemi erkenden hareket ettirmeye dayanıyor.
İyileşme süreci çok dikkatle planlanmış ardışık fazlardan oluşur.
Rehabilitasyon sürecinin fazları şunlardır:
- Erken koruma
- Aktif yardım
- Kas kuvvetlendirme
- Spora dönüş
İlk haftalarda hasta kolunu kesinlikle kendi kas gücüyle kaldırmaz. Amaç ödemin inmesi ve dokunun dinlenmesidir ancak kilitlenmeyi önlemek için terapist kolu belirli açılarda nazikçe hareket ettirir. Birkaç hafta sonra iyileşen dokular biraz daha sağlamlaştığında, hasta hafif yardımlarla kaslarını yavaş yavaş germeye ve kımıldatmaya başlar. Altıncı haftadan itibaren dokular kemiğe büyük oranda kaynadığı için artık hedefe yönelik direnç egzersizleri, lastik bantlarla kuvvetlendirmeler başlar. Aylar süren bu sabırlı sürecin sonunda hasta tamamen ağrısız, güçlü ve kısıtlamasız bir şekilde günlük hayatına, mesleğine veya sporuna geri döner.
Sıkça Sorulan Sorular
Kalsifik tendinit tedavisi ne kadar sürer?
Kalsifik tendinit tedavisinin süresi, kalsiyum birikiminin boyutuna ve uygulanan tedavi yöntemine bağlı olarak değişir. Hafif vakalarda ilaç tedavisi ve fizik tedavi ile iyileşme genellikle 4–6 hafta içinde sağlanır. Şok dalga tedavisi veya enjeksiyon gibi ileri yöntemler uygulandığında süreç birkaç hafta daha uzayabilir. Cerrahi müdahale gerekiyorsa tam iyileşme süresi 8–12 hafta sürebilir.
Kalsifik tendinit için hangi doktor veya bölüme gidilir?
Kalsifik tendinit tanı ve tedavisi için Ortopedi ve Travmatoloji veya Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümlerine başvurulmalıdır.

